Kısaca: İmam Ali Rıza, On İki İmam’ın sekizincisi ve İmam Musa-i Kâzım’ın en büyük oğludur. Abbasi Halifesi Me’mun onu Medine’den Merv’e getirtip baskıyla veliaht ilan etmiş, ardından Tus’ta (bugünkü Meşhed) zehirleterek şehit ettirmiştir. Bu sayfada Seyit Derviş Tur Dede’nin anlatımıyla bu dönemin arka planı yer almaktadır.
Aşağıdaki metin, Seyit Derviş Tur Dede’nin Erkânname kitabından alınmıştır. Genel bir giriş için: Alevilik nedir?
İçindekiler
İmam Rıza Kimdir?
| Doğumu | 780, Medine |
| Şehit edilmesi | 835, Tus / Meşhed (İran) |
| Yaşı | 55 |
| Babası | İmam Musa-i Kâzım |
| Annesi | Tahire (lakabı Necime) |
| Eşleri | Reyhan ve Civan |
İmam Rıza! İmam Musa’yı Kazım’ın en büyük oğludur. Diğer kardeşlerinden daha bilgili, olgun ve dindardı. Babası en çok onu sever ve takdir ederdi. İmam Musa’yı Kazım’ın ashabı ’da oğlu İmam Rıza’yı ilmi ile kemâleti ile sever ve sayardılar. İmam Musa Kazım’ın sağlığında birçok ashabı sorarlar? “Ya İmam, Hakkın emri yürür de bir gün bu fani dünyadan, Hak Dünya’ya göçecek olursanız, sizin yerinize İmamlık yapacak oğlunuzu bize gösterirmisiniz”? İmam Musa’yı Kazim, her seferinde oğlu İmam Rıza’yı göstermiştir.
İmam Musa Kazim, Hakk’ın rahmetine kavuştuğu zaman hiç kimse onun yerini büyük oğlundan başkasının doldurabileceğini düşünmemiştir. Kardeşlerinden hiçbiri de ona karşı, imamlık iddiasında bulunmamıştır. Böyle olunca da, onun İmamlık mevkiine geçmesi en tabii hakkıydı. Hiçbir kimse, hiçbir şekilde itiraz etmeyi düşünmemiştir. Onun İmamlığı hemen bütün Müslümanlar tarafından itirazsız kabul edilmiştir.
Harun Reşid Dönemi ve Bermekîler
Miladi Tarih 818. Hicri tarih 186. Harrunurreşid’in hilafetinin on beşinci yılı. Bu zalimliği ile tanınmış Abbasi Halifesi on beş yıldan beri saltanat sürmektedir. Bu arada İmam Musa’yı Kazım’ı zehirletip şehit ettirmekle, büyük bir rakip den kurtulduğunun sevincini yaşarken, karşısına İmam Rıza çıkar. Fakat yapmış olduğu cinayetin etkisinden bir türlü kurtulamaz. Vicdanen kâbuslar içerisinde kıvranan Harunurreşid, hiçte huzurlu değildi. Bu işlediği cinayetin daha yankıları devam ederken, etrafındaki Ehlibeyt düşmanları tekrar harekete geçerler. Bu dalkavuklar, İmam Rıza’nın da hemen şimdiden sıkı surette göz hapsine alınması gerekir. Neler yaptığı, kimlerle düşüp kalktığı öğrenilmeli ve sıkı bir şekilde takip edilmesi gereklidir diye Harunurreşid’e devamlı telkinde bulunurlar. Bu sırada Bermek’i ailesinin sarayda söz sahibi olması o kadar ileri derecedeydiki. Harunurreşid! Kız kardeşi Meymune-Abbaseyi, Cafer Bermeki’ye vermişti. Nikâhlanacaklar, fakat asla birleşmeyecekler. Bu şartla evlendirilen iki gencin arasında başlayan gizli aşk, bütün engelleri aşar, hatta bir çocukları olur.
Bunu duyan zalim Harunurreşid, Hicretin 187 inci yılı Muharrem ayının 25 inci günü, Bacısını beşikteki çocukla birlikte ve bütün Bermek’i ailesinin küçük büyük fertlerinin hepsini öldürür. Oğlu Memun’a, İmam Rıza’yı göstererek. “Bu gördüğün Rıza bin Musa! Haşim oğullarının efendisi, büyüğü ve Allah’ın yeryüzündeki hüccetidir. Fakat bu Haşim oğullarının büyüğü ve Allah’ın Hücceti bir gün bana karşı gelecek olursa, hiç düşünmeden onun başını bedeninde kılıcım ile ayırırım”. İşte, Harunurreşid böyle bir zalimdi, oğullarını da kendisi gibi yetiştirdi.
Harunurreşid veziri Cafer Bermeki’yi ortada kaldırınca idarede memnun olan halk başkaldırır, isyan eder. Horasan’da durum umumi bir isyan halini alır. Öğleki, saray şairlerinden olan, her zaman Cafer Bermeki’nin aleyhine şiirler yazan, Ebu Nüvvas, Cafer’in, Halife tarafından katledildiğini öğrenince çok üzülür. Onun hakkında şöyle bir şiir yazar. “Artık kerem ışığı bu dünyada ebediyen söndü”. Şairden bu cümleleri duyanlar çok şaşırırlar. Kendisine şöyle derler. “Sen daha düne kadar Cafer Bermek’inin aleyhinde bulunuyordun. Onun hakkına yazdığın şiirlerinle yerden yere vuruyordun ve olmadık hakaretler ediyordun. Onu en ağır bir şekilde suçlayan sen değilmiydin”?
Şair içini çekerek, şöyle cevap verir. Evet, bir zamanlar Halifeden de güçlü söz ve emir sahibiydi. Bunu hazım edemiyordum. Bir gün onun hakkında ağır hakarette bulunarak şunu demiştim. “Bir gün onu methedecek olursam, “Pisliğe bulanmış olayım” demiştim. Bu söz Cafer Bermek’i nin kulağına gider. O zamanda Cafer Bermek’inin astığı astık, kestiği kestik, Harunurreşid den daha nüfuslu devrini yaşıyordu. İsteydi beni asardı veya zindanlarda çürütürdü. Amma o onların hiç birini yapmadı, bana içinde 400 altın olan bir kese ile bir haber gönderdi. Dedi ki! “Günün birinde beni methedecek olursa, bu parayla kirlenen elbiselerini temizletsin”. Bunun için onun bir eşi, benzeri yoktur ve olmayacaktır. Bir eşi yeryüzüne de gelmeyecektir, diyerek methi şahanesini yapar.
Horasan’da durum umumi bir isyan halini almıştı. Başkaldıran kuvvetler hemen ezilmeyecek olursa, büyük bir felaketin karşısında kalacaktı. Büyük oğlu birinci veliaht Emin’i yerine Bağdat’a bıraktı. Yanına küçük oğlu Memun’u alarak kuvvetli bir ordu ile Horasan üzerine yürüdü. İsyanı ancak bastırmıştı ki hastalandı. TUS şehrinde yatağa düştü. Hicri tarih 193 yılı. Miladi tarih 825 yılı, 44 yaşında öldü. 23 yaşında tahta çıkan Harunurreşid 21 yıl saltanat sürmüştür. Ölmeden önce, büyük oğlu Emin’i veliaht tayın etmişti. Emin ölürse, küçük oğlu Memun onun yerine Halifelik makamına geçmesini vasiyet etmişti. Bu durumu bütün vezirlerine ve saray erkânına duyurmuştu.
Emin ile Me’mun Arasındaki Taht Kavgası
Tus şehrinin Sinaabad kasabasında ölen Harunurreşid’in mezarı bugün Meşhet denilen şehirde İmam Rıza’nın türbesinin yakınındadır. Harunurreşid ölür ölmez, Horasan ve civarında büyük oğlu Emin için biat alınır. Ayrıca Irak ve Bağdat halkından ’da birinci veliaht Emin için biat alınması gerekliydi. Onun için hemen bir elçi yola çıkarılır, Bağdat’ta babasının yerine bakan Emin’e haber verip, tahta oturması sağlanır. Haberi alan Emin, Irakın halkından biat almasıda çok kolay olur. Sebebi de daha evvelden babası tarafından ilan edilmişti.
Emin, hilafet tahtına çıktıktan sonra, babasının vasiyeti üzerine küçük kardeşi Memun’u veliaht ilan etmesi gerekirken, bunun tam tersini yaptı. Küçük kardeşini öldürtüp, oğlunu veliaht ilan etmek istedi. saray erkânı ve bütün halk bu düşüncesine karşı geldiyse de, hiç kimseyi dinlemedi. Ordu kumandanı Ali bin Musa kumandasında, Horasan’da vali olan Memun’u ve taraftarlarını yok etmesi için, üzerine kuvvetli bir ordu asker gönderdi. Bu durumu öğrenen saray erkânından birçoğu gizlice Bağdat’tan kaçarak Memun’a haber vermek ve ona destek olmak için Horasan’a giderler.
Bu giden kişiler, Kardeşi Emin’in bu kötü niyetini çıplaklığı ile Memun’a anlatırlar. Memun, kardeşinin bu kötü niyetini öğrenir öğrenmez, kendisini müdafaa etmek için stratejiden kuvvetli ve tecrübeli kumandan olan, Tahir bin Abdullah kumandası altında bir ordu hazırlatır. Bu iki kardeşin orduları, Horasan’ın Rey şehri yakınlarında karşılaşır. Günlerce kanlı bir savaş devam eder ve binlerce insanlar ölür. Savaşın sonunda kumandan Tahir bin Abdullah tarafı kazanır. Bu kazanan Memun’un taraftarları işin sonunu bırakmazlar. Şehir, şehir, kasaba, kasaba giderek, hem Memun için biat alıyorlar, hedefleri Bağdat’a varıp halife Emin’i tahttan indirmektir.
Nihayet hicri tarih 198. Miladi tarih 830 yılının Muharrem ayının 15 inci Pazartesi günü, Tahir bin Abdullah kumandasında olan, Memun’un orduları Bağdat’ı işgal eder. Halife Emin’in başını keserek Horasan’da olan küçük kardeşi Memun’a götürürler. Harunurreşid’in küçük oğlu, büyük kardeşini öldürerek Abbasi Halifesi tahtına oturur.
Hilafet makamına geçer geçmez, Fazl bin Sehli vezir tahin eder. Savaşı kazanan Tahir bin Abdullahı’da bütün orduların üzerine başkomutan yapar. Fakat Ogün’e kadar Abbasi yönetiminde kardeş, kardeşi öldürerek hilafet makamına geçen olmamıştı. Bu durum, Abbasiler tarafından ve bütün Müslümanlar tarafından da kabul görmez. Memleketin her tarafında isyan başlar. Halife Memun korkusundan devletin merkezini Bağdat’tan Nerv şehrine değiştirir. İsyanlar büyüyordu, her tarafta başkaldırılar başlamıştı, ne yapacağını bilmiyordu.
Me’mun’un Veliahtlık Oyunu
Bu isyanları yatıştırmanın yollarını düşünen Vezir Fazl bin Sehli şöyle düşünür. Bu Hilafet Ali oğullarının hakkı değil mi? Ali oğullarında sekizinci İmam Rıza Müslümanların hakiki imamı değil mi? Bu zatın aklı, zekâsı ve bilgisi fevkalede. Bütün müminler, onu zamanın ilim kutbu görmüyorlar mı? O halde bu zatı hilafet kürsüsüne oturtturursak, bütün başkaldırılar sona erer ve hak da sahibine teslim edilmiş olur.
Fazl, bu başkaldırıları zor kullanarak bastırmayı asla düşünmüyordu. Yakinen tanıdığı Abbasi Halifesi Memun’u, bu yolda ikna edeceğini umuyordu ve o fırsatı kolluyordu. Bir gün sarayda beraberce isyanlara çare düşünürken, Fazl; Acaba Emirülmüminin Ali bin Ebu Talip evlatlarından Ali Rıza hakkında ne düşünürsünüz? Ey Fazl, “bana nasıl oluyor da böyle bir soru soruyorsunuz? Ne demek istiyorsunuz, ya Fazl? “Açık söyle Fazl! Ne demek istiyorsun? Halifelik makamını onlara mı bırakalım”!
Fazl, “hayır öyle demek istemedim, yalnız bu isyanların önüne geçmek için Ali Rıza bin Musa’yı yanımıza saraya alırsak! Ali evlatlarının taraftarları başkaldırmayı durduracaklarını düşünüyorum. Sizin Abbasi taraflıda, Şiilerden, (Ali tarafından) destek görmezse, fazla etkili olamayacaklar ve zamanla onlarda kabul edecekler”, diye teklifte bulunur.
Vezir Fazl’ı dinleyen Halife Memun! “Çok doğru düşünmüşsün, bende aynen düşünüyordum”, diye cevaplar. O günden sonra beraberce siyasi amaçlarına ulaşmak ve aralarında birçok bilgili, takvalı ve toplumca saygı gören, özellikle de İranlıların içinde çoğunlukla İmam Rıza’ya bağlı olan bir büyük kitle vardı ki, bunlar memleket idaresine nüfuz eden kesimdi. Halife Memun, kendini bunlara yakın ve İmam Rıza’yı sevenlerden göstermek için, İmam Rıza’yı Merve’ye getirmeye karar verir. Memun, rolünü öyle sinsice oynuyor’ki, İmam Rıza’yı çok sevdiğini, saydığını ve bu halifelik hakkı onların olduğunu, bu hakkı sahibine teslim edeceğine inandırıcı tavırlar takınıyordu. Birçok saf Şiiler de buna aldanıyorlardı. İmam Rıza, Memun’un riyakârlığına inananlara diyordu ki: “Onun sözlerine aldanmayın! Allah’a ant olsun ki, beni Memun öldürecektir. Fakat ben vakti gelinceye kadar sabretmek zorundayım”.
Memun, İmam Rıza’yı halifelik makamına oturtacağım diye özel elçi göndererek hicri 200 yılında Medine’den, Merv şehrine getirttirir. Getirdikten sonra, Memun: “Ben halifelikten çekilip bu işi size bırakmak istiyorum; bu konuda sizin görüşünüz nedir? Onu sizden duymak istiyorum”, diye teklif yapar. İmam Rıza, “böyle bir teklifi kabul etmem mümkün değil”, diye cevap verince. Halife Memun içten içe memnun olduğu halde, belli etmeden tekrar ısrar eder. İmam, tekrar kabul etmez. İmam Rıza çok iyi biliyordu ki, Halife Memun, “kardeşini bu hilafet makamı için öldürdü. Fakat içine düştüğü halkın isyanından kurtulmak için şimdi beni kalkan olarak kullanacak, işler düzelince de öldürtecek”. Bu kötü niyetini bildiği için kabul etmez.
Memun; Bu sefer Veliahtlık önerisinde bulunur. İmam bunu da kabul etmeyince, Halife Memun; üstü örtük bu tehdidi yapar. Bak ya İmam! “Ömer bin Hattab kendisinden sonra altı kişilik bir şura oluşturdu. Onlardan biri sizin dedeniz Ali bin Ebu Talip’ti. Ömer, onlardan kim muhalefet ederse, başının vurulmasını emretmişti. Şimdi sizin benim bu isteğimi kabul etmenizden başka bir seçeneğiniz yoktur”. Memun bu sözüyle üstü kapalı bir şekilde İmam Rıza’yı ölümle tehdit etmiş oldu. İmam gördüki, tehlike büyük, hiçbir işe karışmamak şartıyla, teklif edilen sahte veliahtlığı kabul eder. Bazı kişiler, İmam’ın veliahtlığı kabul etmesinden sonra, İmam’ın şahsını çok eleştirenler olur.
İmam Rıza, onlara şu cevabı verir. “Veliahtlığı kabul etmek ile öldürülmek arasında kalınca, kabul etmek zorunda kaldım. Veliahtlık makamını zorla kabullenmeye mecbur edildim”, Diye cevap verince herkes durumu anlamış olur.
Memun: İmam Rıza’nın veliahtlığını şatafatlı bir törenle ilan eder. Fakat Abbasilerin birçoğu Memun’un bu davranışını kabul etmezler ve karşı gelirler. Memun, kendisine karşı gelen ve kendisini eleştiren, Abbasilere şöyle cevap verir. “İmam Rıza bizden gizli ve uzaktaydı; halkı kendisine davet ediyordu. Biz ise onu kendimize veliaht ederek halkı bize davet etmesini sağladık. Bu sistemle saltanatımızın ve hilafetimizin sarsılan temellerini yeniden sağlamlaşmasını inşa ediyoruz. Böylece ona gönül verenler, onda beklediklerini bulamayacaklar. Gücün hilafette olduğunu anlayacaklar. Onu kendi haline bırakacak olsaydık, halkı bize karşı bastıramayacağımız bir şekilde ayaklandırma tehlikesiyle karşı karşıya gelebilirdik. Biz bu durumu önlemek için İmam Rıza’yı veliaht ilan ettik, zamanı gelince etkisiz bırakmayı biliriz”.
Bundan da anlaşılıyor ki! Memun, İmam Rıza’yı iyi bir niyetle veliaht yapmamış. İmam’ı, kendi emirleri altında hareket ettirmekle onun kutsal adaletini kirletmek. Diğer taraftan da ayaklanan halkın isyanını yatıştırarak, tehlikeleri bertaraf etmiş olur. Bu tutumu, tehlikeye düşen saltanatını sağlama almak için, İmam Rıza’yı kullanmış olduğu açık ve net ortadadır.
Suikast Planı ve Şehadeti (Tus / Meşhed)
İmam Rıza’nın Veliaht ilan edilmesine karşı gelenlerin başında, Bağdat’ta bulunan Halife Mumun’un amcası, Harunurreşidin kardeşi İbrahim bin Mehdi geliyordu. İbrahim Bin Mehdi, Halifeliğin Abbasi oğullarının elinden gitmesini katiyen istemiyordu. Onun için kararlıydı. Halife Memun’u, Vezir Fazl’ı ve İmam Rıza’yı öldürtecek, Bağdat’ta kendi halifeliğini ilan edecek. Bunun içinde Merv Şehrinde, Mumun’un sarayına sağlam casuslar sokar. Bunların sayesinde sarayda olup bitenleri günü gününe öğreniyor ve ona göre kanlı planlar hazırlıyordu.
Zamanı geldiğini düşünen İbrahim bin Mehdi, bu üç kişinin ölüm Fermanını eline verdiği bir gurup kiralık katillerini Merv şehrine eylemi gerçekleştirmek için gönderir. Katiller, saraydaki casuslar tarafından emniyete alınırlar ve eylemin planlarını düşünürler. Tam bir yıl kadar beklerler. Bir gün Halife Memun, Veziri Fazl ve İmam Rıza ile birlikte Şehrin dışında olan meşhur Ser has hamamına sabah erkenden gideceklerini duyarlar. Tam aradıkları fırsat gelmiştir, üçünü de birden öldürmek için gider yolda pusularını kurarlar. Fakat İmam Rıza rüyasını görür, kalkar Halifeye ve Vezire hamama gitmeyeceğini, onlarında gitmemesini tavsiye eder. Halife Memun, İmam’ın bu tavsiyesine uyar, hamama gitmez. Vezir Fazl, İmam’ın tavsiyesine uymaz hamama gider katiller onu öldürürler.
Bu İbrahim bin Mehdi’nin casusları veziri öldürtmekle kalmazlar, bu cinayeti Halife Mumun’un yaptığını ilan ederler. Bu durum birtakım muhalif taraftarları harekete geçirir. Yine her tarafta isyanlar başlar. Bağdat’ta İbrahim bin Mehdi resmen başkaldırmış, halifeliğini ilan etmiş. Memun ne yapacağını kestiremiyordu. Her zaman sıkıştıkça İmam Rıza’ya başvurduğu gibi, yine soluğu İmam’ım yanında alır ve ne yapmasını, nasıl davranacağını sorar.
İmam Rıza; “İlk önce hilafet merkezini Merv şehrinden, eski yeri Bağdat’a nakletmelisiniz. Sonra da bana veliahtlıktan çekilmek için izin vermelisiniz. O zaman bugün size karşı başkaldıranlar, kendiliğinden itaat edeceklerdir”. Halife Memun, İmam Rıza’nın kendisinden daha iyi çözüm yolları düşündüğünü bildiği için, hiç itiraz etmez. O günden sonra hilafet merkezini Bağdat’a taşımak için hazırlıklara başlatır.
Bu zaman içerisinde de Bağdat’ta kötü haberler alıyordu. Abbasilerin bütün isyanı, İmam Rıza’yı veliaht tayin etmesinden kaynaklanıyordu. Halifeliğin Ali evlatlarının eline geçmesine karşı ayaklanmışlardı. Bu olayların neden kaynaklandığını çok iyi bilen Halife Memun, şimdi de İmam Rıza’yı ne şekilde ortadan kaldırmayı planlar.
Hicri 203 Sefer ayının 15’inde Merv şehrinden, Bağdat’a gitmek için yola koyulurlar. Memun babasının mezarını ziyaret etmek maksadıyla TUS şehrine gider ve orada birkaç gün kalırken, katillerini devreye sokar. Bir akşam yemeği esnasında zehirli üzüm ile İmam Rıza’yı zehirletir. İmam Rıza’nın ölümünü kendi eceliyle öldüğünü ilan eder ve sahte numaralarla çok üzüldüğünü göstererek, babası Harunurreşid’in mezarının yakınına defin eder. İmam Rıza’nın şehitlik şahadeti, Hicri 203 yılı Sefer ayının 29 Cuma günü. Miladi Tarih 835 Mart ayının 7’si Cuma günüdür. 55 yıl yaşamıştır. İmam Muhammed Taki, Seyit Cafer, Seyit İbrahim isminde üç oğlu bir kızı olmuştur. İmamlık Makamına Muhammed Taki laik görülmüştür. Yalnız tarihi kaynaklar, İmamların doğum ve ölüm tarihlerini çok değişik veriliyor. Hangisi doğru Allah bilir.
Kaynak: Seyit Derviş Tur, Erkânname – Aleviliğin İslam Yorumu ve Alevi Erkânları, genişletilmiş 3. baskı (ISBN 975-6791-52-7).
Alevilik üzerine diğer yazılar
İnanç ve erkân
- Alevilik Nedir? (ana sayfa)
- Kızılbaş Ne Demek? Kimlere Alevi Denir?
- Alevi İnancında Dört Kapı Kırk Makam
- İkrar Nedir, Kimden Kaldı?
- İslam ve Alevi İnancı
- İslam Kelimesinin Anlamı ve Tahribatı
- Alevi İnancında Kadının Yeri
- On Dört Masum-u Pak ve On Yedi Kemerbest
Cem ve erkânlar
- Cem Nedir? Cem Evi, Cem Kuralları ve On İki Hizmet
- Semah Nedir? Semah’ın Kutsallığı
- Musahiplik Nedir, Kimden Kaldı?
- Görgü Erkânı (Görgü Cemi)
- Alevilerde Cenaze Erkânı
- Alevilerde Nikâh Erkânı
- Düşkünlük Nedir?
Bayramlar, oruçlar ve kutsal günler
On İki İmam
- On İki İmam kimlerdir?
- Hz. Ali
- İmam Hasan
- İmam Hüseyin
- İmam Zeynel Abidin
- İmam Muhammed Bakır
- İmam Cafer-i Sadık
- İmam Musa-i Kâzım
- İmam Muhammed Taki
- İmam Ali Naki
- İmam Hasan Askeri
- İmam Mehdi
Yedi Ulu Ozan
- Yedi Ulu Ozan kimlerdir?
- Seyyid Nesimi
- Şah İsmail Hatayi
- Fuzuli
- Yemini
- Virani
- Pir Sultan Abdal
- Kul Himmet
- Noksani Baba
Tarih: Ehlibeyt, Gadir Hum ve Kerbela
Kitaplar ve Avrupa’da Alevi örgütlenmesi
Deutsch: Alevitentum: Grundlagen, Glaube und zentrale Begriffe · Geschichte der Aleviten-Organisation in Deutschland
Yazar hakkında: Seyit Derviş Tur Dede
1936’da Erzincan Çayırlı Başköy’de, Babamansur (Şah Mansur) Ocağı’na mensup bir seyyid ailesinde doğdu. Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu’nun (AABF) öncülü olan Alevi Cemaatleri Federasyonu’nun kurucularından ve ilk genel başkanıdır (1990–1993). 1994–2003 yılları arasında federasyon bünyesindeki Dedeler Kurulu’na başkanlık etti. Erkânname (2002) ve Avrupa’da İlk Alevi Yapılanması (2016) kitaplarının yazarıdır; çalışmaları Martin Sökefeld, Zeynel Gül, Burak Gümüş ve Bülent Keleş gibi araştırmacıların akademik yayınlarında kaynak gösterilmektedir.