Kısaca: İmam Muhammed Mehdi (Hüccet el-Kâim), On İki İmam’ın on ikincisi ve sonuncusu, İmam Hasan Askeri’nin tek oğludur. Abbasi baskısı nedeniyle doğumu gizli tutulmuş; dört Naip aracılığıyla halkla bağ kurduğu “küçük gizlilik” (Gaybet-i Suğra) döneminden sonra “büyük gizlilik” (Gaybet-i Kübra) başlamıştır. Seyit Derviş Tur Dede bu sayfada farklı kaynakları karşılaştırarak anlatmaktadır.
Aşağıdaki metin, Seyit Derviş Tur Dede’nin Erkânname kitabından alınmıştır. Genel bir giriş için: Alevilik nedir?
İçindekiler
İmam Muhammed Mehdi Kimdir?
| Doğumu | 877, Samarra (Irak) |
| Gaybet-i Kübra | 10. yüzyıl başları; kaynaklarda Samarra veya Mısır (Kahire) |
| Babası | İmam Hasan Askeri |
| Annesi | Nergis Hatun |
| Eşi | Yok (mücerret) |
Hüccetül el-Kaim Muhammed Mehdi’nin doğumu bir Cuma ve Kadir gecesi şafak ağarırken aynen Musa Aleyhi vesselam’ın doğumu gibi gizli olmuştur. Annesi Hz. İsa’nın havarisi Şemun’nun neslinden olan Rum Kayser’inin oğlu Yuşa’nın, Saykal ve Susan ismi ile bilinen Nergis Hatun’dur.
Annesi Nergis Hatun’un Hikâyesi
Nergis Hatun henüz babasının evindeyken, zaman, zaman rüyasında Hz. Muhammed’i görür. Bir rüyasında da Hz. Muhammed ile Hz. İsa, Peygamber kendisini henüz hiç görmediği İmam Hasan’ül Asker’iyle Nikâh-ladıklarını görür. Tekrar bir rüyasında, Hz.Fatima’tül Zöhre’nin daveti üzerine kelimeyi şahadet getirir, Müslüman olur. Fakat Müslüman olduğunu ailesine ve çevresine söylemez. Onlardan gizli tutar.
Yine bir rüyasında, sınıra müslümanlar ile savaşmaya giden ordunun, hizmetçilerinin arasına gizlice katılıp gitmesi söylenir. Oda rüyada kendisine verilen talimata göre, tanınmayacak halde elbise değiştirir, ordunun hizmetçilerinin içine katılır, sınıra kadar gelir. İki ordunun karşılaşmasında Müslümanlar, Hristiyan ordusunu yener, bunları da esir alarak Bağdat’a götürürler. Fakat bu kızın Kayser ailesinden olduğunu kimse bilmez.
O sırada İmam Ali’yül el-Naki güvendiği bir sahabesini çağırır ona şu görevi verir. “Bu mektubu ve şu parayı al, hiç vakit kayıp etmeden Bağdat’a esir pazarına git. Pazarda esirler arasında şu kıyafette, Nergis Hatun diye bir kadın göreceksin. Bu Rumca yazdığım mektubu ona ver, okusun. Okuduktan sonra sana işaret edecektir. O zaman kaç para isterlerse verip onu satın al ve hiç kimseye göstermeden bize getir,” diye elçiyi gönderir. Giden elçi kedisine verilen görevi harfiyen yerine getirir ve Nergis Hatunu İmam Ali’yül el-Naki’ye getirir teslim eder. İmam, Nergis Hatun’ un gördüğü rüyaları tek, tek kendisine anlatır ve imam Muhammed Mehdi’nin annesi olacağını müjdeler. Kadın İmam’ın ayaklarına kapanır ve bütün varlığıyla teslim olur.
Hz. İmam Ali’yül el- Naki’de onu, İslam’ın adap ve ahkâmını ve Arapça öğrenmesi için, İmamet sülalesinin büyük hatunlarında olan kız kardeşi Hâkime Hatun’a teslim eder. Bir müddet Hâkime Hatun, Nergis Hatun’un eğitimiyle uğraşıp onu yetiştirdikten sonra, İmam’a, Nergis Hatun’un evlenmeye hazır olduğunu iletir. İmam Ali’yül el-Naki’de ailesi arasında mütevâzi bir şekilde, Nergis Hatun’u oğlu İmam Hasan’ül Askerî ile nikâh larını kıyar ve evlendirir.
İslam Tarihçileri ve yabancı tarihçilerin yazdığına göre, o zaman İslam ordusuyla doğu Roma veya şimdiki Türkiye olan Bizans ile batı Roma (İtalya) ve onu tasarruf edenler arasında savaşlar başlamıştı. İbni Esir’in Kamil’ine ve diğer kaynakların yazdıklarına göre, Hicretin 240–244 ve 253’e kadar İslam kuvvetler ile Doğu Roma arasında savaşlar olmuş, her iki taraftan da çok esir düşenler olmuş.
Dr. Muhammed Abdul hadi Şuayre’nin tercüme ettiği, El-Arap ve Rum tarihinde şöyle yazar. Hicretin 247 yıllarında Müslümanlar ve Rumlar arasında savaşlar vardı. Bu savaşlarda Müslümanların eline birçok ganimetler geçti. 248 yılında Müslümanların lideri Belkacur ile Rumlar arasında olan savaşta, Rumların ve Romalıların ileri gelenlerinin de bir- çoğu esir düşer. (Kaynak: El Arap ve Rum tarihi, sayfa 225.) Bu bilgiler, Nergis Hatun’un Kayser soyundan, Rum diyarından geldiğini doğruluyor.
Kadir Gecesinde Gizli Doğum
Hemen başlangıçta Muhammed Mehdi’nin doğumunun gizli olduğunu kısaca değinmiştim. “Biharu’l-Envar c.51.s.6–11 Şeyh Tusi’nin Gaybet adlı eseri”. İmam Hasan’ül Asker’inin kız kardeşi Hâkime Hatun’un ağzından aynen şöyle anlatıyor.
Hâkime Hatun! “Ben her zaman ki gibi yeğenimi ziyarete gittim. Yine onun evinde ibadet ederken Allah’tan ona bir erkek evladı vermesini niyaz ettim. Sonra evime gitmek için Nergis Hatun’dan ayakkabılarımı ve dışarıda giydiğim elbiselerimi getirmesini istedim. Bunu duyan İmam, “Hala, bu akşam bizim yanımızda kal; çünkü bu akşam Allah Teâlâ’nın indinde değerli olan bir bebek Dünya’ya gelecek ki, Allah onun vasıtasıyla ölümden sonra yeryüzünü diriltecektir.”
Bunun üzerine Ben! İyi ama annesi kim? Ben Nergis’te hamilelik belirtisi göremiyorum! Dedim. İmam: Annesi Nergis’ten başkası değil, buyurdu.
Ben ayağa kalkarak Nergis Hatun’u iyice kontrol ettim. Amma onda hiçbir hamilelik alameti göremedim. İmamın yanına gidip durumu anlattım. İmam, tebessüm ederek şöyle buyurdu: Tanyeri ağarırken onun evladı olduğunu göreceksin.
O da Musa Kelâmullah’ın annesi gibidir. Onunda hamile olduğu belli değildi ve doğuma kadar hiç kimse bilmiyordu. Çünkü Firavun Musa’yı ararken, böyle bir çocuğun Dünya’ya gelmemesi için, hamile kadınların karınlarını deşiyordu. Bu gece Dünya’ya gelecek Bebek’te Musa (As.) gibidir. Firavunların iktidarını o yıktı. Bir gün gelecek ki, zulüm ve ahlaksızlıkla yönetilen iktidarları da bu yıkacaktır:
Hâkime Hatun; “Ben tanyeri ağarana kadar Nergis Hatunu gözetliyordum. Yanımda sakin bir halde, hareketsiz bir şekilde uyuyordu. Şafak sökerken, ansızın korkarak yerinden sıçradı. Hemen onu kucakladım İsmi-azam duasını okudum. Bu sırada İmam, yan odada seslenerek “ona Kadir Suresi’ni oku!” dedi. Ben niye kadir süresini diye sordum? İmam bu gece Cuma ve Kadir gecesidir dedi:
Kadir Suresi:
Gerçekten biz Kuran’ı Kadir gecesi indirdik.
Kadir gecesi nedir bilir misin?
Kadir gecesinin ibadeti bin aydan hayırlıdır.
Melekler ve kutsal Ruhlar, Rablerinin izniyle hayırlı işler için yeryüzüne indikleri gecedir.
Tanyeri ağarıncaya kadar, esenlik içinde olan gece işte bu gecedir.
Ben İmam’ın buyurduğu gibi Kadir Suresi’ni okumaya devam ettim. Bebek bana eşlik etmeye başlayınca hayli korktum. Sonunda beni selamlayınca çok korkmuştum. İmam! “Hala; Allah Teâlâ’nın işine şaşırma. Allah biz İmamları, küçük yaşta hikmet ile konuşturur ve büyüdüğümüzde yeryüzüne hüccet kılar” dedi.
İmam henüz sözünü tamamlamamıştı ki Nergis Hatun gözümden kayboldu. Sanki benimle onun arasına bir perde çekilmişti, onu göremiyordum. Bağırarak İmam’a koştum, Nergis kayboldu dedim. İmam! “Hala; geri dön onu yerinde bulacaksın” buyurdu. Ben geri döndüm, Nergis Hatunun olduğu odaya girdiğimde olanlara inanamadım.
“Diz üstü yere düşmüş ilahi bir nur topunun içinde, görmemi biraz engelleyecek kadar parlak ışıklar içinde, secde de doğrularak, şahadet parmağını kaldırarak, “Şahadet ederim ki, bir ve tek olan Allah’tan başka ilah yoktur ve yine şahadet ederim ki ceddim Muhammed Allah’ın resulüdür ve babam Emirül Mümindir.” Allah’ım, gönlüme emel elbisesi giydir. İşimi sen kolaylaştır. Adımımı sağlam attır. Yeryüzünü benim vasıtamla adalet ve eşitlikle donat, diye dua ediyordu.
Neden Gizlendi?
İmam Hasan’ül Asker’i dünyadan göçtüğü zamana kadar, İmam Muhammed Mehdi’yi gizlemiştir. Onu yalnız çok güvendiği sahabelerine ve yakın akrabalarına göstermiştir. Gizemci bir hayatın seçilmesi, elbet ki isteyerek yapılmaz. Hz. Ali’den sonra başlayan Ehlibeyt düşmanlığı, Ümeyyeoğulları ve Abbasoğluları zamanında, özellikle altıncı İmam Cafer Sadık zamanı ve sonrası, halifelerin Ehlibeyt İmamlarına karşı düşmanca davrandıkları devirdir.
Böyle olmasının yegâne sebebi de, toplumun İmamlara aşırı ilgi ve saygı göstermesidir. Her geçen gün toplum üzerinde etkilerinin artması, halkın İmamlara olan ilgisinin fazlalaşmasıdır. Bu durum karşısında, Abbasi Halifeleri kendi iktidarlarını tehlikede görüyorlardı. Özellikle de Hz. Muhammed’in hadislerinden bahsi geçen Mehdi’nin, Peygamberin soyundan olup imam Hasan’ül Askeri den geleceği, Dünya’ya adalet ve eşitlik getireceği Halifelere korkulu rüyaları olmuştu.
Bu kuşku ve korku yüzünden, İmam Hasan’ül Askeri, Samara’da sıkı bir şekilde gözaltına alınmıştı. Dikkat edecek olursak, İmam Ali’yül el- Naki, oğlu Hasan’ül Askeri’nin evlenmesini gizemci bir sistem ile gerçekleştirmiştir.
Çünkü İmam Mehdi’nin, Hasan’ül Askeri ’den geleceği biliniyordu. Bu sebepten olacak ki, Halife Mütemed, Peygamber hanedanlığından ve Ali soyundan gelen İmam’lığı kaldırmak kararı vermişti. Açıkça kendi adamlarına, “dikkat edin! Hasan’ül Askeri’nin hanımında hamilelik hali görürseniz! Ve ya bir oğlu olursa derhal öldürün,” emri vermişti.
Evet, Abbasi Halifesinin kararı son derece kesindi. İmam Hasan’ül Askeri’den sonra, İmamlığın ortadan kalkmasını istiyordu. Ne pahasına olursa olsun, onu öldürecekti. Böylece Ali oğullarının rekabetinden ebediyen kurtulacaktı. Fakat her şey onun istediği gibi olmadı. Abbasi Halifesinin casusları muhakkak ki şeytan kadar kurnaz ve kudretli kişilerdi. Onlar bu işi yapacaklarına inanıyorlardı. Fakat bilmedikleri bir şey vardı: “İlahi takdir.” Cenabı Hak, on ikinci İmam’ı koruyacaktı ve bunu sebebini de yaratacaktı. İşte Hakk’ın ilahi takdiri yerine böyle geldi.
Cenabı Hak, Mehdi’nin Dünyaya gelmesini ve hayatta kalmasını istemişti ki, öyle oldu. Abbasi Halife’sinin bütün tedbirleri neticesiz kaldı ve öylede oldu.
İmam Hasan’ül Askeri vefat edince, oğlu Methi beş yaşındaydı. Ölüm anında babasının cenaze namazında ve defin anında bulunurken herkes onu görmüştü. Ondan sonra dört Naip’ten başkası görememiştir.
Merhum Hâce Nasiruddin Tusi, bu olayı şöyle izah ediyor. “Hz. Mehdi’nin Gaybetinin sebebi ne Allah’tır, ne İmam’ın kendisidir. Gaybetin sebebi; Halk ve muhaliflerdir. Bu da korkunun galebe çalması ve halkın İmam’lar karşı bağlılıklarının kâmil olmayışındandır.”
Elbette bu olay, ilahi hikmet tarafından gerçekleşti. Biz onun esrarının tamamını bilemeyiz. Amma gaybetin (gizemciliğin) asıl sırrı şu da olabilir: İmam Hasan’ül Askeri’nin imametlik müddetince: İslam gözüken ve Hz. Muhammed’e salavat getiren, biz müslümanız diyen halkın birçoğu, devrin hükümetlerine ve halifelerine yaranmak için İmamlara sırt çevirdikleri ortadadır.
Yine birçok halkın doğruları görmeyişi, İmamlara saygısızlığı, riyakârlığı, itaatsızlığı, onları desteklemeyişi, onuncu ve on birinci imamlar devrinde tamamen belli oldu. Bu yoldan sapmış halkın, İslam’ın adil iktidarının hükmü altına girmeyeceklerinde en ufak bir şüphe kalmamıştı. Böylesi bir durumda, gaybet (gizem) kaçınılmazdı. İmam Mehdi’nin toplum içinde serbest olarak bulunması, felaketle sonuçlanabilirdi.
Gaybet-i Suğra ve Gaybet-i Kübra
Küçük gizlilik (Gaybet-i Suğra) ve dört Naip
Gaybeti Suğra (Küçük Gizlilik) döneminde, halkın İmam Mehdi ile irtibatı tamamen kesilmemişti. “Özel Naipler” vasıtasıyla sorularını İmam’a ulaştırıp cevap alabiliyorlardı. Yalnız halk bizzat İmamın kendisi ile karşı karşıya gelemiyorlardı ve görseler de tanımıyorlardı.
Yine o dönemde, dört Naip’ten hariç, İmamın yakın güvendiği dostları ile görüşmeleri olmuştur. İmam’ı bu gizemcilik içerisinde “Dârul Hikme” Medreseler ’inde Miladi Tarih 905 yılına kadar en yüksek düzeyde okutulur. O zaman içerisinde aşağıda ismini verdiğim Naip’ler vasıtasıyla, Ehlibeyt dostlarının problemlerini çözmüş, sorularını cevaplamış, dolaylıda olsa ilişkisini koparmamış.
Gizemcilik dönemi içinde 22 yıl Irak’ta ve Medine’de halk tarafından fiziki tanınımı olmamıştır. Yalnız dört Naip vasıtasıyla halka mesaj göndermiştir. Bu zaman dilimine “Gaybeti Sugra” Küçük gizlilik denir.
- Naip: Ebu Amr Osman Bin Said el- Amri.
- Naip: Ebu Cafer Muhammed bin Osman bin Said el-Amri.
- Naip: Ebul Kasım Hüseyin bin Ruh Nevbahti.
- Naip: Ebu’l Hasan Ali bin Muhammed Semeri.
Büyük gizlilik (Gaybet-i Kübra) ve Mısır
İmam Mehdi M. 905 tarihinde Mısıra gittikten sonra, dördüncü Naip’te kendisiyle görüşememiş ve ondan sonra da kendisinden hiçbir haber alınmamıştır. Bu zaman diliminede “Gaybeti Kübra” büyük gizlilik dönemi deniyor.
Kerbela olayından hemen sonra, lânettullah yezit, Zeynep Ana’yı Mısır’a sürgün etmişti. Zeynep Ana’nın, Kerbela felaketinden sonra Mısır-Kahire’ye gidişiyle, Mısır halkının, Peygamber soyuna yapılan zulmü birinci elden öğrenmeleri büyük bir etki yaratmıştı.
Ondan sonra Mısır’a giden İmam Cafer’in oğlu Abdullah El Mestur! Onun oğlu Ahmet El Taki. Ali’yül el Naki’nin oğlu Hüseyin es Zeki, İmam Cafer’in oğlu, İsmail’in tamamen gizemci bir sistem yürüttüğü ve sonradan Mısır’a giden Abdullah el Mestur ’da, Mısır’da Ehlibeyt inancını gizemci bir sistem ile devamını ve yayılmasını sağlamıştır.
Bazı kaynaklar Muhammed Mehdi’nin Medine’de Dârul Hikme Medreselerinde yüksek tahsilini bitirdikten sonra, Mısır’daki akrabaları tarafından davet edilir. İmam Muhammed Mehdi bu daveti kabul eder. Birçok tarihçilerin verdiği kaynaklara göre, Miladi tarih 905 de, Tüccar kimliği ile Mısır’a gider. Onun Medine’de ve Irak’tan ayrılması ile oradaki toplumla hiçbir kontağı olmaz. İşte o tarihten sonraki Zamana “Gaybeti Kübra” yani büyük gizemcilik devri demişler.
Hz. İmam Mehdi’nin, Miladi tarih 909 da Mısır’da kurulan Fatımi Devletinin kuruluşunda büyük katkısı olduğunu tarihçiler yazarlar. Bazı tarihçiler’de Fatımilerin kurucusu İmam Muhammed Mehdi değildi, Übeydullah el-Mehdi olduğunu ileri sürerler. Muhammed Mehdi’nin ölümünü bazı tarihçiler M. 940. Bazı tarihçiler 951 veriyorlar. Yine defin yeri Mısır-Kahire’de Zeynep Ananın yanına defin olduğunu söylerler.
Dördüncü Naibe yazılan mektup
Bir kısım kaynaklarda, ölüm tarihini verdikleri halde, öldüğü yeri ve mekânı veremiyorlar. Dördüncü Naip olan Ali bin Muhammed’in, İmam Muhammed Mehdi’den almış olduğu ve diğer dostlarına göstermiş olduğu mektubun metni şudur:
Bismillahirrahmanirrahim.
“Ey Sarmalı ali bin Muhammed! Bilmiş ol ki altı gün sonra öleceksin. Buna göre hazırlan! Senin ölümünden sonra yerine hiç kimseyi tayin etmiyoruz. Çünkü tam bir kayboluş başlamıştır ve Cenabı Hakkın emri olmadıkça da zuhur yoktur. Buda uzun bir müddet sonra yüreklere kasvet çöktükten, yeryüzü cevir ve cefa ile dolduktan sonra olur. Muhiplerimden beni gördüklerini iddia edenler olur. Kim Süryani’nin çıkışından ve bağrışın duyuluşundan önce böyle bir davada bulunursa, yalancı ve iftiracıdır. Kuvvet ve kudret ancak Cenabı Hakk’ındır.”
Şimdi bu dördüncü Naib’in, İmam Muhammed Mehdi hakkında verdiği mesaja göre, Ölüm tarihi verilemez ve ölüm yeri gösterilemez. Benim Kanaat’ıma göre, bu olayı netleştirmek için Kahire’ye gidip “İHVÂNUSSAFA Risalelerini Arapça ve Farsça bilen bir ilim adamıyla beraber incelemek lazım. Ancak o zaman biraz daha kesin konuşabiliriz. Bu durumda aldığımız kaynakların ne derece doğru yazdıklarını bizde bilmiyoruz.
Yazarın Notu
Saygıdeğer okurlarım: 2002’de çıkarttığım ERKÂNNAME kitabımın birinci ve ikinci baskısında, on iki İmamların yalnız doğum ve ölüm tarihleri vardı. Kitabımı okuyan birçok okurlarımdan, İmamların yalnız doğum ve ölüm tarihlerini değil de, Hangi Emevi ve Abbasi Halifeleri zamanında yaşadıkları ve kimler tarafından şehit edildiklerini de yazarsam okuyan çocuklarımız için daha faydalı olacağı öneresinde bulundular. Bende bunu dikkate alarak, on iki İmamların hayatlarını mümkün olduğu kadar kısa ve öz anlatmaya çalıştım. Bütün ümidim faydalı bir hizmet verebilirsem ne mutlu bana.
Kaynak: Seyit Derviş Tur, Erkânname – Aleviliğin İslam Yorumu ve Alevi Erkânları, genişletilmiş 3. baskı (ISBN 975-6791-52-7).
Alevilik üzerine diğer yazılar
İnanç ve erkân
- Alevilik Nedir? (ana sayfa)
- Kızılbaş Ne Demek? Kimlere Alevi Denir?
- Alevi İnancında Dört Kapı Kırk Makam
- İkrar Nedir, Kimden Kaldı?
- İslam ve Alevi İnancı
- İslam Kelimesinin Anlamı ve Tahribatı
- Alevi İnancında Kadının Yeri
- On Dört Masum-u Pak ve On Yedi Kemerbest
Cem ve erkânlar
- Cem Nedir? Cem Evi, Cem Kuralları ve On İki Hizmet
- Semah Nedir? Semah’ın Kutsallığı
- Musahiplik Nedir, Kimden Kaldı?
- Görgü Erkânı (Görgü Cemi)
- Alevilerde Cenaze Erkânı
- Alevilerde Nikâh Erkânı
- Düşkünlük Nedir?
Bayramlar, oruçlar ve kutsal günler
On İki İmam
- On İki İmam kimlerdir?
- Hz. Ali
- İmam Hasan
- İmam Hüseyin
- İmam Zeynel Abidin
- İmam Muhammed Bakır
- İmam Cafer-i Sadık
- İmam Musa-i Kâzım
- İmam Rıza
- İmam Muhammed Taki
- İmam Ali Naki
- İmam Hasan Askeri
Yedi Ulu Ozan
- Yedi Ulu Ozan kimlerdir?
- Seyyid Nesimi
- Şah İsmail Hatayi
- Fuzuli
- Yemini
- Virani
- Pir Sultan Abdal
- Kul Himmet
- Noksani Baba
Tarih: Ehlibeyt, Gadir Hum ve Kerbela
Kitaplar ve Avrupa’da Alevi örgütlenmesi
Deutsch: Alevitentum: Grundlagen, Glaube und zentrale Begriffe · Geschichte der Aleviten-Organisation in Deutschland
Yazar hakkında: Seyit Derviş Tur Dede
1936’da Erzincan Çayırlı Başköy’de, Babamansur (Şah Mansur) Ocağı’na mensup bir seyyid ailesinde doğdu. Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu’nun (AABF) öncülü olan Alevi Cemaatleri Federasyonu’nun kurucularından ve ilk genel başkanıdır (1990–1993). 1994–2003 yılları arasında federasyon bünyesindeki Dedeler Kurulu’na başkanlık etti. Erkânname (2002) ve Avrupa’da İlk Alevi Yapılanması (2016) kitaplarının yazarıdır; çalışmaları Martin Sökefeld, Zeynel Gül, Burak Gümüş ve Bülent Keleş gibi araştırmacıların akademik yayınlarında kaynak gösterilmektedir.