Kısaca: İmam Musa-i Kâzım, On İki İmam’ın yedincisi ve İmam Cafer-i Sadık’ın oğludur. 34 yıl imamlık yapmış, Abbasi halifeleri Mehdi, Hâdi ve Harun Reşid döneminde defalarca zindana atılmıştır. “Kâzım” lakabı öfkesini yenen, sabırlı ve affedici kişiliğinden gelir. Bu sayfada Seyit Derviş Tur Dede’nin anlatımıyla hayatı ve Harun Reşid ile Medine’deki ünlü tartışması yer almaktadır.
Aşağıdaki metin, Seyit Derviş Tur Dede’nin Erkânname kitabından alınmıştır. Genel bir giriş için: Alevilik nedir?
İçindekiler
İmam Musa-i Kâzım Kimdir?
| Doğumu | 745, Medine |
| Şehit edilmesi | 799, Bağdat (Kâzımiye) |
| Yaşı | 55 |
| Babası | İmam Cafer-i Sadık |
| Annesi | Hamide |
| Eşleri | Necime ve Tahire |
İmam Musa’yı Kazım, Abbasilerin ikinci Halifesi Cafer’i Mansur, üçüncü Halife Mehdi. Dördüncü Halife Harun Reşit zamanında, M.765’den 799 yılına kadar tam 34 yıl imamlık yapmıştır.
Halife Mehdi Döneminde İmam Musa-i Kâzım
Cafer’i Mansur’dan sonra oğlu Mehdi, halifelik hayatı müddetince, her zaman İmam Musa’yı Kazım’ı devamlı olarak takip eder. Abbasi Halifesi Mehdi, daha babasının tahtına oturur oturmaz, etrafındaki dalkavuklar ona imamı kötülemeye başlamışlar. Ailesinde, Ali evlatları hakkında tehlikeli olduklarını devamlı duyan Halife Mehdi, İmamlar hakkında hep kötü şeyler işitmiş ve bu telkin altında büyümüştü. Etrafında ki Ehli Bayt düşmanları, Medine’de oturan İmam Musa’yı Kazım’ı ortadan kaldırmasını telkin edip dururlar.
“Sen Emirülmümininsin! Meşru Halifesin! Rakipsiz olman, senin tabii hakkındır. Fakat Medine’de Cafer’i Sadık’ın oğlu Musa yaşadıkça, bu halifeliğin ancak nazariyede kalır. Hakikatte bütün Müslümanlar, hakiki Halife ve İmam olarak Musa’yı Kazım’ı tanıyorlar. Sana ve sizin soyunuza’ da bir gaspçı gözüyle bakıyorlar”.
“Bir ihtiyaçları olduğunda ona başvuruyorlar. Onun verdiği hüküm ve kararlara uyuyorlar. Onu seviyorlar ve ona inanıyorlar. Sen istediğin kadar gayret göster; Bu adam ortadan kalkmadıkça, sen halkı kendine bağlayamazsın. Bunlar, sizin iğliğinizi düşünenler olsaydı, cennetmekân babanız, onun babasını zehirleterek öldürürmüydü? Her geçen gün bir kayıptır. Bunlara karşı merhametli davranmak, kendi sonunuzu getirmek demektir. Onu öldürdüğün anda, İslam âlemi hakiki halife olarak seni tanıyacaktır” diye, devamlı teşvik ediyorlardı.
Bu telkinlerin’de etkisinde kalan halife, İmam Musa’yı Kazım’ı, evvela Medine’den getirip hapis etmesini düşünür. Sonra’da gerekeni rahatlıkla yapacağını hesaplar. Bu düşünce doğrultusunda davet mektubu yazarak, bir elçi ile imama gönderir. Davet mektubunu alan İmam Musa’yı Kazım! Bir takım iyi şeylerin olmayacağını fark eder. Bunun üzerine hayli düşünür ve bu davete gitmesi, gitmemesinden daha hayırlı olacağına kanaat getirir. Sonra bir defa da, bu daveti etrafında olan dostlarına ve akrabalarına anlatmaya karar verir ve anlatır. Onlar gitmemesini tavsiye ederler, Hatta engel olmak isterler. Fakat İmam Musa’yı Kazım her ne olursa olsun, bu davete gideceğine karar verir. Dostlarının ısrarına karşı, onlara, ben bu davetten sağ selim geri döneceğimi çok iyi biliyorum. Ben orada hoş karşılanmayacağımı da biliyorum. Bunun hiçbir kıymeti yoktur. Belki bir müddet orada zulüm görmemde mümkündür. Fakat ikinci sefer gidersem, o zaman dönmem mümkün olmayabilir.
İmam, gelen elçiler ile birlikte Bağdat’a giderken, Ebu Halid Zubali ile karşılaşır. Ebu Halid, görür görmez durumu anlar ve kederlenir. İmam sorar: Ya Ebu Halid, niçin kederlendin? Ebu Halid, Ya Peygamberin torunu seni nereye götürdüklerini biliyorum, nasıl kederlenmeyeyim. Orada ki zalimler yoldan çıkmış bedbahtlar, sana her kötülüğü yapabilirler. İmam! Ya Ebu Halid, bu seferki gidişimde bir felâket olmayacaktır. Hem çok geçmeden geri döneceğim. Ebu Halid, ah bu söylediklerine bir inanabilsem! İmam, ben söylüyorsam inan. Falanca gün, falanca saat beni falan yerde bekle, sana uğrayacağım.
Bağdat’ta sorgu ve zindan
İmam Musa’yı Kazım Bağdat’a varır varmaz, orada hemen sorguya çekilir. Kötü yaradışlı, kötü ruhlu insanlar, ona hatır ve hayale gelmeyecek suçlar isnat ederler. Neymiş? Sözde o bir ihtilâl hazırlıyormuş. Maksadı! bütün İslam âlemini kendi etrafına toplayarak Bağdat’ın üzerine yürüyüp, Bağdat’ı zapt etmek. Ümeyye oğulları nasıl ortadan kaldırıldıysa, Abbasi oğullarını’da ortadan kaldırmak hazırlığı içindeymiş.
Daha bunların benzeri birçok iftiralar var. Fakat iftiraları doğrulayacak hiçbir delil yok. Bu iftiraları yapan yalancı insanları, İmam’la yüzleştirince, hepsi de yaptıkları iftiraların tam aksisini söyleyerek birbirilerinin sözlerini yalanlarlar. Halife Mehdi, İmam Musa’yı Kazım’ın bir iftira karşısında bulunduğunu anlar. Fakat yine de, İmam’ı serbest bırakmaz, zindana attırır.
İmam Musa’yı Kazım, zindana atıldıktan sonra, Halife Mehdi’de bir baş ağrısı ve çekilmez bir huzursuzluk başlar. O günün tabipleri ne kadar ilaç yapsalar da iyileştiremiyorlar. Nihayet bunun Musa’yı Kazım’dan olduğunu rüyasından görür. Gecenin bir yarısında uyanır, Saray Nazırı Rabi’yi çağırır, “İmam’ı derhal yanıma getir” diye emir verir. Saray Nazırı Rabi, gider İmam Musa’yı Kazım’ı zindanda çıkarır ve Halife’nin huzuruna getirir. Getirirken de, acaba zalim İmama bir kötülük mü yapar diye çok korkar. Fakat huzura gelince Halife, İmam’ı kucaklayıp hâl ve hatırını sorması, özür dilemesi, yanına oturtması karşısında Rabi şaşkına döner.
Olanları bir şaşkınlık içinde takip eden Rabi, bir emir daha alır. “Çabuk elden İmam’a üç yüz altın ver, güvenilir kişiler yanına al, Medine’ye ailesine sağ selim teslim et”. Rabi, aldığı emirle aynen söylenenleri yapar ve İmam Musa’yı Kazım’ı Medine’ye getirir teslim eder. İmam bu davete gitmeden evvel söylediği gibi, sağ ve salim evine döner.
Hüseyin bin Ali’nin ayaklanması ve Halife’nin yemini
İmam Musa’yı Kazım, kendi halinde babasının kurduğu medresede ilim, irfan öğretirken, bir taraftan da fakir fukaraya yardım yaparak yaşamını sürdürür. Tam bu zaman içerisinde İmam Hasan’ın torunlarından Ali’nin oğlu Hüseyin Abbasilerin baskıcı düzenine karşı bir ayaklanma hazırlığında olduğunu öğrenir. İmam Musa’yı Kazım, bu ayaklanmaya karşı olduğu halde engelleyemez. Halife’nin etrafındaki Ehli Beyt düşmanları! “Bu ayaklanmada muhakkak İmam Musa’yı Kazım’ın parmağı vardır. Yoksa Ali oğlu Hüseyin böyle bir ayaklanmaya cesaret edemezdi”. Hüseyin bu ayaklanma ile muvaffak olursa, hiçbir Abbasi oğlunu hayatta bırakmazdı ve halifelik makamına İmam Musa’yı Kazım’ı getirirdi. Hazır elinize böyle bir fırsat geçmişken, size düşen iş, Ali evlatlarından hiç birini sağ bırakmamaktır. Yapacağınız iş, hemen İmam Musa’yı Kazım’ı buraya getirtip zindana atmaktır. Sonrada onlarda olan bütün erkekleri katletmektir”.
Bu kışkırtmaların etkisinde kalan Halife Mehdi, “eğer ben onu sağ bırakırsam, Allah benim canımı alsın” diye yemin eder. Halife Mehdi’nin sevip saydığı Ehli Beyt dostlarından olan Yakup ibni Yusuf, bunu duyar duymaz hemen saraya koşar. Halife Mehdi’yi sakinleştirmek için sinirlenmesine gerek olmadığını, sabırla, zaman içinde her şeyi daha sağlıklı düşüneceğini tavsiye eder. Kendisine böyle öfkeye kapılarak yapılan yeminin küfür ve günah olduğunu anlatır. Bu konuşmaya sinirlenen halife, “sakın ha, Musa’yı Kazım’ı affetmemi benden isteme”. Yakup, “hayır, öyle demek istemedim! Yalnız Musa’yı Kazım’ın bu ayaklanmada hiçbir alakası olmadığını ispat edebilirim. Musa’yı Kazım, aynen babası İmam Cafer’i Sadık gibi kendisini ilime vermiş, dünya saltanatında gözü olmayan, Ehli Beyt torunlarının en ulusudur. Ona bir kötülük düşünmen veya katl etmen, İslam âlemine yapacağın en büyük bir zulümdür. Ali evlatlarının hiçbir zaman gözü halifelikte ve saltanatta olmamıştır. Öyle olsaydı, Aba Müslüm halifelik makamını öncelikle İmam Cafer’i Sadık’a teklif etmişti. Düşünebiliyor musun? O imkân ellerindeyken kabul etmeyenler, şimdi neden hilafet peşine düşsünler ki! Senin çevrende olan bazı inançsız ve İslam düşmanları, bu gibi ortamı yaratmakla Haşim’i kavmini birbirilerine öldürtmek isterler. Eğer bana inanıyorsan bu öfkenden vazgeç”.
Halife, “ben yemin etmişim, onu muhakkak öldüreceğim”, diyerek Bağdat’a gelmesi için Medine’ye elçi gönderir. Medine’ye giden elçi, Halife’nin emrini İmam’a bildirir. İmam’ın çevresinde olan dostları bu davetten kuşkulanırlar ve üzülürler. Fakat İmam yola çıkmak için hiç acele etmez. Gelen elçi, yola çıkmak için neden hazırlık yapmıyorsun diye sorunca? Bağdat’a gitmeye gerek kalmayacakta, onun için hazırlık görmüyorum. Bu cevabı alan elçi ve çevre, acaba İmam halifenin emrine karşı mı gelecek diye kuşkulanırlar. Bu cevabın arkasında henüz iki gün geçmemişti ki, Bağdat’ta Halife Mehdi’nin ölüm haberi gelir. Bu durum karşısında İmam’ın Bağdat’a gitmesine gerek kalmaz. Medine halkı geniş bir nefes alır. İmam Musa’yı Kazım’ın, elçiye verdiği cevabın sebebini’de böylelikle herkes anlamış olur.
Hâdi ve Harun Reşid Dönemleri
Halife Mehdi’nin ölmesi sonucu saltanat tahtına oğlu Hâdi geçer. Hâdi babasının tersine açık bir şekilde Ali Evlatlarına karşı kötü davranıyordu. Hat’ta babasının onlara vermiş olduğu maaşı bile kesmişti.
Fakat diğer taraftan, Ehli Beyt soyundan, İmam Hasan’ın torunlarından Hasan’ı Müsennâ’nın oğlu Ali’nin oğlu Hüseyin’in etrafını çeviren bazı kişilerin etkisinde kalarak, hilafet iddiası ile ortaya çıkar. İmam Musa’yı Kazım, bu ayaklanmaya engel olmak ister, fakat olamaz. İmam’ın tahmin ettiği gibi, Abbasi (Hadi’nin) orduları bu ayaklanmayı kanlı bir vaziyette bastırırlar. Tarihte buna (Fahh) katliamı denir.
Abbasi Sarayında Harunurreşidi yetişmesinden sorumlu Cafer Bermek’i ailesi vardı. Harun, Cafer Bermek’inin oğlu Halid ve torunu Yahya tarafından yetiştirilmişti. Harunurreşid’in babası Mehdi oğlunun tahsilini ve terbiyesini Bermek’i ailesine teslim etmişti. Methi öldükten sonra büyük oğlu Hadi hilafete geçti. Hadi Halifeliği zamanında Yahya Bermek’le kardeşi Harun, bir gün bu saltanatı elinden alacaklarını hesap ederek, defalarca onları öldürmek istedi, fakat muvaffak olmadı. Nihayet Halife Hadi’de hicri 170 tarihinde öldü.
Büyük kardeşi Hadi ölünce, yerine kardeşi Harunurreşid hilafet tahtına oturur. Harunurreşid ilk iş olarak kendisini yetiştiren bilgisine, kalemine ve zekâsına güvendiği Yahya Bermeki’yi vezirliğe tayin eder. Hat’ta yalnız bununla da kalmaz, beraber büyüdüğü Yahya’nın iki oğlu Fazl ile Cafer’e de aynı yetkileri verir. Harunurreşid hilafet tahtına oturduğu zaman İmam Musa’yı Kazım İmamlık makamında ve yaşıyordu.
Medine’de Harun Reşid ile Tartışma: “Es-selâmü aleyke yâ Ebe”
Harun babasına göre daha sert, mağrur, kendini beğenmiş bir kişiliğe sahipti. Onu tanıyanlar, bundan da, Ehli Beyte pek hayır gelmeyeceğine inanıyorlardı. İmam Musa’yı Kazım, her yıl hacca gittiği için, Harun’un Halife olduğu yılda, Hacca gider. Halife Harun’da ilk Halifelik yılı olduğu için, kalabalık bir taraftarla Hacca gider. Bu vesile ile Müslümanların manevi Halifesi ile maddi Halifesi ilk defa karşı karşıya gelirler.
Hacc’dan sonra da peygamberin türbesini ziyaret için hep birlikte Medine’yi Münevvere ye giderler. Mescidi Nebeviye ’ye beraberce girerler. Ravzaı Mutahhara’nın karşısında (Peygamberin kabrinin karşısında) yan yana el bağlarlar. Herkes orada “Es selamünaleyküm ya Resulullah”! demesi, gerekirken, Halife Harun! “Es selamünaleyküm ey amcamın oğlu”! diye selamlar. Bu şekilde selamlamakla kendisinin de İmam Musa Kazım kadar, Peygamberin yakını olduğunu ifade etmiş oluyor.
Halife Harun Reşit’ten sonra, İmam Musa’yı Kazım şöyle selamlar. “Es selamünaleyküm ya Baba”! Bu selamı duyan bütün cemaat hayli heyecanlanır. Bu selamla İmam! Peygamber’e, Halifeden daha yakın olduğunu ispatlamış oluyor. Bunu hazm edemeyen Halife Harunurreşid! “Siz Hz. Ali’nin çocukları değilmisiniz? Neden Peygamberin evlatlarıyız diye milleti kandırıyorsunuz! Soy Babadan devam eder, sizler Fadime’nin çocuklarısınız. Peygamber evlatları olduğunuzu ispatlayacak bir deliliniz var mı?”
İmam Musa’yı Kazım! “Elbette ispat edebilirim”. Halife Harunurreşid! “İspat et görelim”: İmam! “Size bir soru sormaya izin verecek misiniz”? Halife, Sor! “Her ne sormak istiyorsan hiç çekinmeden sorabilirsin”. İmam Musa’yı Kazım! “Eğer Peygamber senden kızını isteseydi; Verir mi idin”? Halife! “Elbette verirdim. Hem üstelik bununla övünürdüm de”:
İmam! “Peygamber senden kızını isteyebilir ve alabilir. Fakat benden böyle bir şey isteyemez”: Halife! Neden? İmam! “Onun evladı olduğum için”.
Halife Harunurreşid! “Haklısın der”, fakat yine de hazm edemez. Döner, “Tekrar siz Ali’nin çocuklarısınız, Peygamber’e baba demeye hakkınız yoktur. Bu tavrınızla milleti kandırıyorsunuz; Soy babadan devam eder. Siz Peygamberin kızı Fatima’nın çocuklarısınız. Kendinize Peygamber’in torunları demeye hakkınız yoktur” diyerek, ikinci bir atakta bulunur. İmam! Zalim Halifenin kötü niyetini bildiği için, konuyu kapatmaya çalışır. Fakat Halife Harunurreşid! “Ey Ali oğlu senden açık ikna edici, senede dayanan cevap bekliyorum. Göstereceğin delilde Kur an’ı kerime dayanmalıdır. Ancak o zaman sözün inandırıcı olur” der.
İmam Musa’yı Kazım! “Madem bu kadar ısrar ediyorsan ispatlayacağım” der. Bir Besmele çeker Kur an’ı Kerimde Enam süresi ayet 84. Türkçe meali şöyle olan ayeti okur: “Ve Davut ve Süleyman ve Eyüp ve Yusuf ve Musa ve Harun ve Zekeriya ve Yahya ve İsa onun zürriyetinde idi. Biz ihsan sahiplerini böyle mükâfatlandırırız”. Bu ayeti kerimeyi okuduktan sonra, Halifeye şu soruyu sorar: “Hazreti İsa Peygamberin babası kimdir”?
Halife! “Hazreti İsa’nın babası yoktur”, diye cevap verir. İmam! “Doğru söylersin, Kur an’ı Kerimde açıkça bildiriyor. Babası olmadığı halde Kur an’ın hükmüne göre İbrahim Peygamberin soyu olarak kabul edilir. Bunun aksini iddia etmek Kur an’ı Kerimin hükümlerini reddetmek demektir. İşte bizimde Resullahın evlatları olma hakkımız bu hükme dayanır”.
İmam Musa’yı Kazım bahsi burada kapatmak ister, Fakat Halife Harunurreşid! “Ne biliyorsan söyle ki bende bileyim, neden Resullahın çocukları olduğunuzu iddia ediyorsunuz. Bu hakkı kim size veriyor, öğrenmek ve anlamak istiyorum”. İmam! Bu seferde Mercan Hristiyanları ile olan İsa Peygamberin Tanrı oluşu tartışmasında gelen, Ali İmren süresi Ayet 61. (Türkçesi) şu anlamda olan ayeti okur. “Sana bilgi verildikten sonra, yine de seninle uğraşırlarsa. De ki! Oğullarımızı, oğullarınızı çağıralım; Kadınlarımızı, kadınlarınızı çağıralım; biz gelelim, sizde gelin. Sonra yalancı tarafı Allah’ın lânetine havale edelim, hangi taraf yanlış yapıyorsa Allah onlara büyük bir azap versin”. Bu ayeti kerimede oğullarımız Hasan ile Hüseyin’dir. Kadınlarımız, Fatima tül Zöhre’dir Biz! Muhammed ile Ali dir: Çünkü Resullah yanına yalnız bunları almıştı. Başka hiçbir kimseyi ailesi olarak yanına almamıştı.
İmam devam etmeye çalışırken, Halife, “yeter artık devam etmene gerek yok. Siz Resullahın evlatları olmakla ne kadar övünseniz haklısınız. Etrafında onu tanıyanlar bu derece yenilgiyi kabul etmesi hayır alâmet değildir diye tereddüt ederler. İmam Musa’yı Kazım’ın eşsiz ilmi, Sabri ve affı başkaları için bir örnektir. İmam’ın Musa isminden sonra “Kazım” lakabının ona verilmesi, onun her zaman öfkeyi yenip sabır etmesi, affıçı olmasından verilen isimdir. Üzerinde taşıdığı bu güzel İmamlık vasfının karşısında, Halifelik çok hafif kalıyordu.
Zindan Yılları, Şehadeti ve Kâzımiye
Bu yüzden Halife Harunurreşid! Halkın Peygamber evladı olan İmam Musa’yı Kazım’a göstermiş olduğu sevgi ve saygıdan çok rahatsız oluyordu. Buna tahammül edemeyen Halife, makamının bir gün elden gideceğini düşündükçe deliye dönüyordu. İşte bu yüzden, Harunurreşid zamanına rastlayan İmam Musa’yı Kazım’ın ömrü, bütün zindanlarda geçmiştir. İmam Musa’yı Kazım’ı, Harunurreşid, zindancı sindi bin Şahiki’ye zehirlettirerek Miladi 799 tarihinde şehit ettirmiştir.
İmam Musa’yı Kazım’ın kaynaklara göre 9 oğlu 3 kızı olmuş. Birinci oğlu İmam Rıza, Seyit Abbas, Seyit Kasım. Seyit Ahmet, Seyit Muhammed, Seyit Hamza, Seyit Abdullah ve Seyit Zeyd. Ne yazık ki kızlarının ismini bulamıyoruz.
İmam’ın zehirlenerek ölmesine inanmayan Vaakifiye kabilesi, onun son İmam, Methi saymalarıdır. Onlara göre İmamlık Musa Kazım’da son bulmuştur. İmam Musa Kazım ölmemiştir. Yeniden zuhur edinceye kadar da ölmeyecektir. Bir müddet sonra yeniden zuhur edecektir. Bu kabile böyle bir iddiayı savunarak, halkın içinde yaymaya çalıştıklarını duyan Harunurreşid, Veziri Yahya bin Halid Bermeki’ye şöyle bir emir verir. “İmam Musa Kazım’ın nâşını hemen defin etmeyeceksiniz! Cenazesini Bağdat köprüsüne koyun, üç gün gelen geçen görsün, Ondan sonra toprağa defin edin”. Bu Halifenin emri aynen yerine getirildik’den sonra, bugün Kazımiye denilen yerde kabir’e defnedilmiştir. Türbesi Bağdat Şehirinin yanıbaşında, Kazimiye kasabasında dır.
Kaynak: Seyit Derviş Tur, Erkânname – Aleviliğin İslam Yorumu ve Alevi Erkânları, genişletilmiş 3. baskı (ISBN 975-6791-52-7).
Alevilik üzerine diğer yazılar
İnanç ve erkân
- Alevilik Nedir? (ana sayfa)
- Kızılbaş Ne Demek? Kimlere Alevi Denir?
- Alevi İnancında Dört Kapı Kırk Makam
- İkrar Nedir, Kimden Kaldı?
- İslam ve Alevi İnancı
- İslam Kelimesinin Anlamı ve Tahribatı
- Alevi İnancında Kadının Yeri
- On Dört Masum-u Pak ve On Yedi Kemerbest
Cem ve erkânlar
- Cem Nedir? Cem Evi, Cem Kuralları ve On İki Hizmet
- Semah Nedir? Semah’ın Kutsallığı
- Musahiplik Nedir, Kimden Kaldı?
- Görgü Erkânı (Görgü Cemi)
- Alevilerde Cenaze Erkânı
- Alevilerde Nikâh Erkânı
- Düşkünlük Nedir?
Bayramlar, oruçlar ve kutsal günler
On İki İmam
- On İki İmam kimlerdir?
- Hz. Ali
- İmam Hasan
- İmam Hüseyin
- İmam Zeynel Abidin
- İmam Muhammed Bakır
- İmam Cafer-i Sadık
- İmam Rıza
- İmam Muhammed Taki
- İmam Ali Naki
- İmam Hasan Askeri
- İmam Mehdi
Yedi Ulu Ozan
- Yedi Ulu Ozan kimlerdir?
- Seyyid Nesimi
- Şah İsmail Hatayi
- Fuzuli
- Yemini
- Virani
- Pir Sultan Abdal
- Kul Himmet
- Noksani Baba
Tarih: Ehlibeyt, Gadir Hum ve Kerbela
Kitaplar ve Avrupa’da Alevi örgütlenmesi
Deutsch: Alevitentum: Grundlagen, Glaube und zentrale Begriffe · Geschichte der Aleviten-Organisation in Deutschland
Yazar hakkında: Seyit Derviş Tur Dede
1936’da Erzincan Çayırlı Başköy’de, Babamansur (Şah Mansur) Ocağı’na mensup bir seyyid ailesinde doğdu. Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu’nun (AABF) öncülü olan Alevi Cemaatleri Federasyonu’nun kurucularından ve ilk genel başkanıdır (1990–1993). 1994–2003 yılları arasında federasyon bünyesindeki Dedeler Kurulu’na başkanlık etti. Erkânname (2002) ve Avrupa’da İlk Alevi Yapılanması (2016) kitaplarının yazarıdır; çalışmaları Martin Sökefeld, Zeynel Gül, Burak Gümüş ve Bülent Keleş gibi araştırmacıların akademik yayınlarında kaynak gösterilmektedir.