Cem Nedir? Cem Evi, Cem Kuralları ve On İki Hizmet

Kısaca: Cem, Alevilerin pir’in yönetiminde topluca yaptığı ibadet ve öğreti meclisidir. Cem evine dargın ve küskün girilmez; cemde on iki hizmet yerine getirilir, semah dönülür ve lokma paylaşılır. Bu sayfada cem’in anlamı, cem evi ile cami arasındaki fark, cem kuralları, hizmet sırası ve cemi yönetecek pirde bulunması gereken vasıflar yer almaktadır.

Aşağıdaki metin, Seyit Derviş Tur Dede’nin Erkânname kitabından alınmıştır. Genel bir giriş için: Alevilik nedir?

Cem Nedir?

Cem evi, kul, köle, efendi, bey farkının olmadığı eşitlik meydanıdır. Medet, Mürvet, af dileme kapısıdır. Rızalık ve Şefaat alma alanıdır. İkrar, iman verme yeridir. Hüküm ve yargı meydanıdır. Hakk’a temenna ve Hakk’ın tecelli ettiği ulu divandır. Miraç’a giden yoldur. Topluca ibadet edilen kutsal mekânımızdır.

Sahabeler bir gün Hz. Muhammed’e sorarlar: “Ya Muhammed! Senden sonra ve senden başka kim Miraç’a gidebilir?” Hz. Muhammed şu cevabı verir: “Vesselatu Miraç-ül Müminin”. Bunun Türkçe anlamı: “Her mümin, huşu içerisinde vecd ile yaptığı ibadetten miraca gider”. Aynı soruyu Hz. Ali’ye sorarlar. Hz. Ali de der ki: “Allah ile ilişki kurulmayan ibadetten, yine Allah’a sığınırım”. Bunun da anlamı: Gönülden inanarak huşu içerisinde yapılmayan ibadetten Allah bizi korusun. Yani, gösteriş için yapılan ibadetten sevap değil, günah kazanırsın, anlamını taşır.

Cami ile Cem Evi Arasındaki Fark

Cami Şeriat evidir. Cem evi Alevi ve Bektaşi ibadet yeridir.

Camiye gündüz girilir, orası Şeriata tabidir. Cem evine gündüz ve gece girilir, orası Tasavvufi inancın birlik meydanıdır.

Cami gündüz açık, gece kapalıdır. Cem evi gündüz ve gece açıktır.

Çünkü Kur’an-ı Kerim’de, İnsan Suresi ayet 26, İsra Suresi ayet 78 ve 79, Müzemmil Suresi ayet 1’den 9’a kadar ve 20’nci ayetleri. Nebe Suresi 9, 10 ve 11. ayetleri, Müdessir Suresi 1’den 5’e kadar olan ayetlerinin ortak meali (anlamı), Rabbine gece secde etmeyi buyuruyor.

“Ey Muhammed! Kalk ve kaldır. Gecenin üçte ikisi veya evvel veya sonra kalk ağır ağır Kur’an oku. Biz sana taşınması ağır söz vahiy edeceğiz. Şüphesiz ki, gece kalkmak kolay olmayacak, amma, huşu içerisinde ibadet için daha elverişli, daha tesirli olacaktır. Bedeninizin rahatı ve istirahati için, geceyi size örtü ettik, bir bölümüne uyku verdik. Diğer bir bölümünde de halveti istidadına göre yönelip ibadet edesiniz. Gündüzleri de geçim ve nafakanız için dolaşın, sizi uzun uzun alıkoyacak işleriniz vardır”. İşte Alevi ve Bektaşi ibadetleri bunun için gece yapılıyor.

Camide Arapça okunur. Cem evinde anlayabildiğin dil konuşulur.

Camide Allah’tan korkutulur. Cem evinde Allah’ı sevmeyi öğretilir
Cami dünya meşgalesi, siyaset meydanıdır. Cem evi akıl ve imanın birleştiği, irfan meydanıdır.

Camide Mescidi Haram tarafına dönülür. Cem evinde Bakara süresinin 115. ayeti gereği: “Doğuda Allah’ın, Batıda Allah’ın, hangi yöne dönersen dön Allah’a dönmüş olursun.” hükmüne uyulur.

Camide ben, sen var. Cem evinde benlikten sıyrılan birlik (Biz) var.

Caminin taştan Mihrabı var. Cem evinde Tanrı aşkıyla kurulu, “Gadiru Hum’daki, Muhammed’in veda kürsüsü” Pir Makamı var.

Camide Ezanı Muhammed var. Cem evinde Ezanı Muhammed ve Gülbangi Hünkâr var.

Camide kıbleye dönüş var. Cem evinde karşılıklı kıble oluş var.

Camide Fatiha okunur, el yüze sürülür. Cem evinde Fatiha’nın sırrına inilerek, Hakka niyaz edilir.

Camide “âmin, âmin” derler. Cem evinde “Allah, Allah” derler.

Camide kadın, erkek var. Cem evinde (Elhamdü lillâhi rabbi alemine) ayetinin hükmüne uyularak bacı ve kardeş var.

Camide ateş korkusu, Cennet yalvarışı var. Cem evinde her ikisinden de vazgeçilerek, sevgi ile “Enel Hak, Eğnim Hak” inancıyla, insan-i kâmilin özünde Tanrı’yı görmek var.

Yaratan ile yaratılmışın ikiliğinden sıyrılarak, “Vahdeti Vücut” olmak var.

Cem evinde akıl ve imanın birleştiği, ilahiliğin irfan meydanı var.

Dostlar, canlar! Cem evleri bizim topluca ibadet yaptığımız yerlerdir. Buralara dargın, küskün kimseler giremez. Bu meydan bizim ikrar meydanımızdır. Bu meydanlarda yargılanmalar olur, mazlumun hakkı, haksızdan alınır. Dostluklar kurulur. İkrarlar verilir. Kardeşlikler oluşturulur. Bu meydanlar erenlerin irfan meydanıdır. Bu meydanlar insanı pişirir, insanı, insan i kâmil mertebesine ulaştırır. Temiz toplum yaratır.

Cem Kuralları

Alevi inancı, Müslüman dininin mistik düşüncesi ve tasavvuf yoludur. Aleviler, her ne kadar şeriat düzenindeki şartlandırılmış, şekillendirilmiş ibadet düzenine itibar etmese de, her inançta olduğu gibi, Alevi ibadetlerinde ve cemlerinde de kendi inançlarına göre ibadet kuralları vardır. Kur’an’a göre ibadetin şekli yoktur. Şeklinin olmadığını söyleyen Kur’an, ibadet anındaki ruh halinin, fiziksel bedenin davranışlarına yansımasını da şu sırayla veriyor: “Kıble, Kıyam, Kıraat, Rükû, Secde”. Bunlar, “İbadet Nedir?” bölümünde gerektiği kadar açıklandı. Dikkatlice okumanızı tavsiye ederim.

Bakın, Kur’an’da, erkeklerin ve kadınların birbirlerinin nefislerini tahrik edecek yerlerini açmasınlar, kapalı giysinler, diye ayetler var. Yalnız kadınlar için değil, erkeklere de aynı emirleri veriyor.

Nur Suresi ayet 30: “Ey Muhammed! Mümin erkeklere söyle, gözlerini bakılması yasak olan yerlerden çevirsinler, mahrem yerlerini korusunlar (Açmasınlar). Bu onların arınmasını daha iyi sağlar. Allah yaptıklarından şüphesiz haberdardır.”

Nur Suresi ayet 31: “Mümin kadınlara da söyle, gözlerini bakılması yasak olan yerlerden çevirsinler. İffetlerini korusunlar. Kendiliğinden görünen kısmı müstesna süslerini açmasınlar. Başörtülerini yakalarının üzerine kadar salsınlar.”

Ahzab Suresi ayet 34: “Evlerinizden okunan Allah’ın ayetlerini ve ibadetin hikmetlerini hatırda tutun, saygılı olun. Şüphesiz Allah haberdar olandır, lâtif olandır.”

Ahzab Suresi ayet 35.“Doğrusu erkek ve kadın Müslümanlar, erkek ve kadın müminler, Allah’ın emrine boyun eğen erkekler ve kadınlar, doğru sözlü erkekler ve kadınlar, sabırlı erkekler ve kadınlar, gönülden bağlanan erkekler ve kadınlar, sadaka veren erkekler ve kadınlar, oruç tutan erkekler ve kadınlar,” iffetlerini koruyan erkekler ve kadınlar”, Allah’ı çok anan erkekler ve kadınlar, işte Allah bunların hepsine mağfiret ve büyük ecir hazırlamıştır.”

Kadın ve erkeklerin eşit olduğu hakkında daha birçok ayetler verebiliriz. Hani, Allah kadınlara kapansınlar, örtünsünler, iffetlerini korusunlar demiş de, erkeklere ayrı bir şey mi söylemiş? Erkeklere edepsizliği, hayasızlığı serbest mi etmiş? Hayır! Erkeklere de, açık saçık gezmesinler, iffetlerini korusunlar, demiş. Bir başka kadının nefsini tahrik edecek şekilde giymesinler, demiş. Onun için cemlerimiz bir ibadet yeridir ve cemlerde yalnız ibadet edilir. Oralara açık, saçık eğlenceye gidilir gibi gidilmez veya resmi uluslar arası toplantıya gidilen resmi kıyafetle de gidilmez. Cem’e öyle herkes gelişi güzel istediği kıyafetle giremez. Her şeyin yerine göre kuralları vardır. Cem’e gelenlerin, Cem’in kurallarına uymaları, hem inançsal, hem de insanlık görevidir.

Bu ibadet ve öğreti Cemine, bazı yörelerde ismine Abdal Musa Cemi veya Lokma Cemi derler. Bu Cem, yalnız öğreti ve ibadet Cem’i olduğu için insan öldürenler, nikâhlı kadın kaçıranlar bu ceme giremezler. Bunların haricinde diğer ufak tefek suçu olanlar, ibadet için bu Cem’e gelebilirler. Yazdığım iki ağır suçun haricinde olan suçlulardan her iki taraf da Cem’e gelmişlerse, Dede, dargın ve küskünleri barıştırmak için çağrı yaptığında, irfan meydanına gelip müşküllerini dile getirmek mecburiyetindeler. Dede, her iki tarafı da Cem sakinlerinin duyacağı şekilde sorgular ve dinler. Cem sakinlerine sorarak suçlu gördüğü tarafa, yine cemaatin münasip gördüğü bir caydırıcı ceza verir. Haklı tarafa da; “Ey talip! Sen şimdi burada Hak meydanındasın. İstekli bulunduğun can, suçunu kabul etti. Cemaat da münasip olan cezayı verdi. Fakat Hak sahibi sensin. Sen Hak Muhammed Ali’nin bu divanında, Hak Muhammed Ali aşkına, kırkların kurduğu bu irfan meydanının hürmetine, bu istekli bulunduğun canı veya bacıyı affedip beraber barışacak mısın?” diye, haklı tarafa sorar. O Hak meydanında onları barıştırır. Barışmayan taraf olursa, onları Cem evinden çıkarttırır ve gelip özür dilemedikten sonra, o kişileri bir daha Cem’e almaz.

Cemde yardımcı Dede olan rehber, cem kurulmadan evvel 12 hizmette görev alacak bacıları ve canları yanına çağırır. Hizmet alacak canların okur yazar olmasına dikkat edecek. Kimin hangi hizmeti yaptığını sorar ve hizmetinin duasını bilmeyene yazar verir. Hangi hizmette nasıl bir malzeme kullanacaklarını söyler ve onları yapacakları hizmete hazırlar. Bütün Cemlerimizde kapıdan içeri girerken, sol tarafa bacılar, sağ tarafa da erkekler oturur. Ortada semah dönülecek kadar bir meydan bırakılır. Bu meydanda diğer hizmetler de yapılır. Meydanın etrafına ilk sıranın yarısına erkekler, yarısına da bacılar otururlar. Oturan ilk halka yarım ay şeklinde, yüzleri Pir Makamı ’na gelecek şekilde otururlar. Kapıdan meydana kadar hizmet sahiplerinin gelip gitmesi için yol bırakılır. Bu yol bacılar ile erkekler arasında olur. Böyle büyük Cemlerde kadın erkek karışık oturamaz. Ancak bir aile Cemi olursa, bu da eskiden köylerde yapılırdı. O zaman birlikte çocuklar ile beraber otururlardı. Şimdi de, evimizde yaptığımız Cemde hep birlikte otururuz. Onun hiç bir mahsuru yoktur.

Fakat bu genel yapılan büyük Cemlerimize, aynı bölgeden olsa da, birbirini tanımayan, bilmeyen birçok aileler geliyor. Eğer öyle karışırık oturacak olursak, bir düşünelim: Bir bacının tam arkasına, hiç tanımadığı bir can oturuyor. Biz ibadet esnasında 3 veya 5 defa secdeye iniyoruz. Öndeki bacı dizde oturuyor ve bir de secdeye kapandığını düşünün! Bacının arkasında oturan can, çok dürüst ve temiz kalpli olsa da, bu bacı acaba gönül rahatlığı ile secdeye kapanabilir mi? Kadın, erkek herkes oraya ibadet için geliyor. Herkesin gönül rahatlığı ile “Huşu” içerisinde vecde gelerek ibadetini yapması gerekirken, bu bacımız arkasında hiç tanımadığı bir erkek oturduğunu fark ederse, gönül rahatlığı ile ibadet edebilir mi?

“Bizim köyde hep karışırık oturuyorduk. Neden burada kadınları bir tarafa, erkekleri bir tarafa oturtturuyorsunuz?” diye soracak olursanız, 40 veya 50 aile olan köy halkı yıllardır beraber yaşıyorlar. Birçoğu birbirinin akrabasıdır ve artık bir aile gibi olmuşlar. O gibi Cemlerde gözcü “sen burada, sen de burada otur” diye müdahale etmezdi. Fakat şimdi burada yaptığımız Cemlere, hiç tanımadığımız, bilmediğimiz insanlar geliyor. Onun için bu oturma sistemine düzen vermek mecburiyetindeyiz. Bazı yerlerde, neden karışık oturmuyoruz, diye Dede’ye müdahale etmek isteyen bacılar ortaya çıkıyor. Böyle bir müdahale en büyük hatadır. Bu düzenden herkes memnun, fakat içimizde çok az da olsa, her toplumda olduğu gibi, bizde de dengesiz birileri çıkıyor. Bunlar düşünmeden, bazı yerlerde Dedelere müdahale ediyorlar. Hepimiz biliyoruz ki, bilinçli ve herhangi bir çıkar gözetmeyen Dede, bunları ikna ediyor ve dinlemiyor. Normali böyle bir müdahalenin olmamasıdır. Böyle kendini bilmezler size de rastlarsa ikna etmeye çalışın. Yapılan büyük genel Cemlerde, bacıları bir tarafa, erkekleri de bir tarafa, oturtma düzenini sakın bozmayın.

Cem evine gelen aileler, öne en yaşlılarını alarak içeri girerler. İçeri girince, aile reisi olan yaşlı, “Hüü erenler, hepinizin aşkı niyazı” der, gözcünün eşliğinde ileri gelirler ve lokmalarının dualarını alırlar. Dua verildikten sonra, niyaz ederler, lokmasını lokmacıya verirler. Gözcünün gösterdiği yere otururlar. Cem, büyük ve kalabalık ise, herkese tek tek dua vermek uzun zaman aldığından lokmalara sonradan toptan dua veriliyor. Böyle bir durumda, lokmasını lokmacıya verir, gözcünün gösterdiği yere oturur.

Cemde, müsaade almadan konuşulmaz, müsaadesiz yerinden kalkılmaz. Müsaade almadan lokma yiyemez. Müsaade almadan “Cem Evi” terk edilmez. Cem başladıktan sonra gelenler, her hangi bir hizmet görülüyorsa veya dua veriliyorsa, hizmet ve dua bitinceye kadar kapının arkasında kıyamla ayakta beklerler. Ondan sonra hepinizin niyazı der, kendi eline bir niyaz yapar. Gözcünün gösterdiği yere otururlar. Cem eğer birlinmiş se, kapı kapatılır, artık kimse içeri veya dışarı girip çıkamaz.

Cem yapılırken, gözcülerden başka hiç kimse ayakta duramaz ve ortalarda gezinemez. Annesinin ve babasının yanında oturarak ibadete katılamayan, söz dinlemeyerek Cem’in yapıldığı sırada ortalarda gezen çocuklar katiyen Ceme getirilmesin. Çünkü tam ibadet anında, insanlar huşu içinde vecd ile dua ederken, o gibi çocukların bağırması veya kalkıp gezinmesi, diğer ibadete dalanların dikkatini dağıtıyor ve konsantrasyonunu bozuyor. Böyle bir duruma müsaade edilemez. Böyle küçük çocukları olan aileler, değişerek bir kişinin evde kalıp o çocuğa bakması, Ceme gelmesinden daha hayırlıdır ve sevaptır.

Topluca yapılan cemlerde Dede salavat getirirken, tekbir getirirken, tövbe ve bağışlamalarda, af dilenen dualarda, cem sakinleri beraber dua yapmalılar. Coşkuyla “Allah, Allah” deyip, seslice duaya katılmalılar ki, ibadet yaptıkları gerçekleşsin. O dualar kendisi için de yapılmış olsun. Yoksa sen oraya gitmişsin, herkes dua yaparken sen yalnız sessizce dinliyorsan, ibadet yapmamış olursun. Çünkü yapılan dualara katılmadığın için, bir seyirciden farkın yoktur. Dede ile birlikte, Cem sakinlerinin de uygun bir sesle, inanarak dua etmeleri görevleridir. Dede dua yaparken, “bağışla, affet” ve bunlar gibi nakaratlarda topluca biraz yüksek seda ile “Allah, Allah” diyerek duaya katılmalılar.

Cem evinde herkes bacı kardeştir. Dedikodu yapılmaz. Ona buna, sağa sola bakılmaz. İbadet anında yalnız secde gahına bakarak dua edilir. Çünkü biz insanlar, yaşam sürecimiz içerisinde iyilikler de yapabiliriz, kötülükler de. Öyle sırlarımız var ki, ne anamıza, ne babamıza, ne eşimize, ne çocuklarımıza ve ne de en yakın dostlarımıza anlatırız. İşte o yaptığımız iyilikse de, kötülükse de, o ibadet anında inandığımız yüce Allah’ı, en sevdiğimiz şekle koyarak secdegahımıza oturtup ona anlatabiliriz. İyilik yapmışsak mükâfatını, kötülük yapmışsak affını dileriz. İşte bu anlayış içerisinde ve dünya düşüncelerinden uzak, huşu içerisinde yapacağımız ibadetin bize faydası olur. Gösteriş için ibadet yapanlar, benimsemediği halde, katıldıkları toplu ibadetlerde, fayda yerine zarar, sevap yerine de günah işlemiş olurlar. İbadete oturduğunuzda bu duruma çok dikkat edin.

Cem’in sonunda lokmalar dağıtılırken Dede, yemek için dua vermeden, Şah lokmasını yürütmeden, kimse lokma yiyemez. Lokmalar yendikten sonra, Dede, sofra duası verir. Ondan sonra gitme müsâadesi gülbengini okur. Fakat topluca kalkıp gidilmez. Her gitmeye kalkan aile, önünü Pir Makamına çevirir, “cümlenizin niyazı” diyerek kendi eline bir niyaz eder. “İyi geceler, Allah rahatlık versin.” der. Sakin bir vaziyette cem evini terk ederler. Her seferinde gecenin ilerlemiş zamanı olacağı için, çıkışta ve kapı önünde gürültü yapmadan, etrafı rahatsız etmeden dağılmaları, Alevi göreneğinin bir gereğidir.

Cem’in Hizmet Sırası

  1. Hizmet sahiplerini tespit etmek ve görevlerini vermek.
  2. Rehber, lokmalara dua verir.
  3. Rehber, Post Dede’sine dua verir.
  4. Post Dede’si ayakta ilk Gülbank’ı verir.
  5. Küskünler barıştırılır.
  6. Süpürgeci, süpürge vurur ve seccadeyi serer.
  7. Hizmet sahipleri, dede tarafından veya saz ile çağrılır, duaları verilir.
  8. Tevella, Teberra duası yapılır. Bundan sonra görevleri başına giderler.
  9. Delil hizmeti gelir ve delil uyarılır.
  10. Teszekâr hizmeti gelir.
  11. Lokma ve kurban hizmeti gelir.
  12. Tekrar süpürgeci gelir, süpürge vurur. Buraya kadar yapılanlar cem erkânını yürümesi için yapılan ön hizmetlerdir
  13. Cem birlenir. Natı Ali okunur. Esas ibadet burada başlar. Öğreti ve ibadet Cem’i, ise, Münacat, Tövbe, Bağışlama, Tevhit, Miraçlama, Semah ve Kerbela Mersiyeleri okunarak ibadete devam edilir.
  14. Eğer Cem, Musahiplik Erkânnamesi ise, Görgü Erkânnamesi ise, Düşkünlük Erkannamesi ise, Dâr’dan indirme Erkânnamesi ise, burada ikrar veren, görülen, düşkün olan, dâr’dan inen musahipler getirilir. Evvela onların erkânı yürütülür. Ondan sonra Münacaat ile ibadete devam edilir ve birinci gülbank verilir.
  15. Tövbe okunur, ikinci gülbank verilir.
  16. Bağışlama okunur, üçüncü gülbank verilir.
  17. Tevhit ve miraç lama okunur, kırklar semahı yapılır, dördüncü gülbank verilir.
  18. Saka hizmeti gelir. Dede, suya dua verir, mersiyeler okunur, su dağılır. Dede Cem’e, son beşinci gülbank’ı verir.
  19. Delilci gelir, delili sır eder.
  20. Süpürgeci gelir, süpürgeyi vurur, seccadeyi kaldırır. Dede süpürgeciye verdiği dua ile Cem’in mührünü açar. Esas ibadet burada bitmiş olur. Gerisi muhabbet kısmıdır.
  21. Dede, rahat oturma müsâadesi verir.
  22. Lokmalar gelir, lokmacı duasını okur. Dede lokmalara dua verir. Lokmalar dağıldıktan sonra, dede Şah yürüsün tercümanını okur, yeme müsâadesi verir.
  23. Lokmalar yendikten sonra, Dede, sofra duası verir.
  24. Hizmet sahipleri dara çağrılır, onlara hizmetlerinden dolayı Dede, bir dua verir.
  25. Dede, Cem’i terk etme tercümanını okur. Cem sakinlerine gitme müsâadesi verir. Cem, böylece son bulmuş olur.

12 Hizmetin Anlamı

Cemlerimizde toplu ibadete başlamadan önce, 12 hizmet diye adlandırdığımız hizmetler ve hizmet sahibleri var.

Cem ibadeti sırasında Bir süpürge hizmeti, bir teszekâr hizmeti, bir delil hizmeti (Mum yakıyoruz). Ayrıca bir de üzerinde yargı, görgü yapılması için pos seriyoruz. Bir saka suyu hizmeti, bir gözcü hizmeti, bir kapıcı hizmeti, bir peyikci, bir iznikci ve bir lokma hizmeti var. Bütün bu hizmet erkânları hep zahiri yönüyle topluma anlatılmıştır. Tasavvuf ilminde bunların çok daha kutsal batini anlamları ve yorumları vardır. Bilindiği kadar bu yönü pek fazla anlatılmamış. Onun için burada gücüm oranında batini kutsal yorumlarınıda anlatmaya çalışacağım.

1 – Pir makamı ve Pirlik görevinin anlamı! Pirlik makamı! Hz. Hüseyin makamıdır. Pirlik görevinin anlamı ve sorumluluğunu Kur’an’ı kerim ayetler ile belirlemiştir.

Nisa Suresi ayet 135: “Ey insanlar! Allah için hizmet ederken, adaleti ayakta tutun ve gözetin. Ananız babanız ve yakınlarınız da olsa, ister fakir, ister zengin olsunlar, sakın nefsinize ve hevesinize uymayın. Allah onlara, sizden daha yakındır. Eğer sapıtır ve yanlışlık yaparsanız, sizin aleyhinize olur. Allah her şeyi gören ve bilendir.”

Maide Suresi ayet 8: “Ey İnsanlar! Allah için adaleti ayakta tutan şahitler sizler olun. Bir topluluğa hizmet ederken, öfkeniz sizi adaletsizliğe sürüklemesin. Doğrusu Allah işlediklerinizden haberdardır.”

Alevi cemlerinde, Pir’lik makamına oturacak Seyyid’lere bu ayetlerin emrine uygun sorumluluk duası verir: Bu duayı Pir’e, Rehber’lik yapacak Seyyid verir.

“Bismi Şah Allah, Allah! Hizmetin mübarek olsun! Yardımcın Hak Muhammed Ali olsun! Bu pir makamında, Hak Muhammed Ali, seni doğruluktan doğru yoldan ayırmasın! Adaletin Hz. Ali’nin adaleti olsun! Haksızı görüp gözetmeyesin, doğrudan yana olasın! Zengini fakiri ayırmayasın! Bu evreni var eden yüce Allah, seni şaşırıp düşürmesin! Doğru oturup, doğru karar veresin! 3’lerin, 5’lerin, 7’lerin, 12 İmamların, 14 Masumi Pakların, 17 Kemeri Bestlerin, 40’ların hayır himmetleri üzerinde olsun! Hizmetin boşa gitmesin, hizmetinden dolayı Hz. Muhammed’in şefaatine nail olasın! Dil bizden, nefes pirden, yardım Hakk’tan olsun! Gerçeğe hüü mümine ya Ali” der.

2 – Rehber makamı; Hazreti Ali’nin makamıdır. Sorumluluğu, Ehli Beyt yoluna talip olmak isteyen canlara, yol ve erkânı öğretmektir. Belirli bir aşamaya gelen talibi, Pir’e teslim etmektir. Ehli Beyt yol ve erkânı’nı insanlara tanıtmak için, Hz. Ali gibi hizmet edip gayret göstermesi gerekir.

3 – Mürşit makamı; Hz. Muhammed’in makamıdır. Sorumluluğu, Ehli Beyt yolu ve erkânı içinde, Reber’in, Pir’in halledemediği problemleri, sorunları çözerek, en son kararı veren makamdır. Ehlibeyt’in kurduğu bu hakikat ışığının gönüllerde devam etmesinin kutsal senbolüdür.

4 – Zakir, Saz çalar, beyit, duvazda, tevhit ve mersiye söyler. İbadetin devamında Pir’in en büyük yardımcısıdır.

5 – Süpürgeci (Farraş, Farraşcı, Câr’cı): Cem Evini süpürmekle ve bütün temizlik işleriyle sorumludur. Bu hizmetin Pir’i Seman’ı Faris’tir.

6 – Tezsekâr hizmeti, Öğreti ve ibadet cemlerimizde her ne kadar senbolik olarak unutulmasın diye yapılıyorsa. Musahiplık ve görgü erkânında, ikrar verip görülen taliplere, rehber tarafından tarikât abdesi verilirken dua yapılır. Misâl! Eller yıkanırken şu dua yapılır. “Yüce Allah’ım! Bu ellerim ile bir başkasını incitmeyi nasip etme! Bu ellerimin harama uzanmasına fırsat verme! Bu ellerim ile insanlığa hayırlı olanı yapmayı nasip eyle! Günahsız temiz eller ile huzuruna gelmeyi nasip eyle! Ya Rabbim”.

Bu hizmetlere hep zahiri bakışla anlam verilmiştir. Nasılki insanlar rahat ve temiz yaşaması için her gün evinin içini, kapısını, sokağını ve çevresini süpürürse, her tarafı tertemiz olur. İnsan su ile her gün elini yüzünü yıkarsa, banyo yaparsa, çamaşırlarını, elbiselerini yıkar ve temizliğine dikkat ederse, tertemiz huzurlu bir yaşam sürer. Onun için evimizde boy abdesi (duş) alıp, temiz elbiselerimizi giyip tertemiz ceme gitmek, fiziki bedenimizin temizliğini yapmış oluyoruz. Çünkü Allah’ın huzuruna, kirinle, pasınla, terinle durmak, saygısızlıktır, günahtır.

Cem Evinde veya nerede olursa olsun, ibadete durmak Allah’ın huzuruna durmak demektir. Canıgönülden, şüphesiz inanarak ibadet etmek; Manevi yönden beynimizi ve gönlümüzü dünya kirlerinden arındırıp temizlemek demektir. Hatamızdan, günahımızdan ve eksikliklerimizden dolayı bağışlanma istemek, af dilemek, arzu ve isteklerimizi talep etmek, ibadetin özünü teşkil eder. Bu inançla ibadet etmek: Yolumuzun, erkânımızın bizden beklediği en doğal hakdır. Bu gönülle yapılan ibadet’le, inancımızın kutsal değerlerini layıkıyla yerine getirmiş oluruz.

Yüca Allah’ın bizlerden istediği, temiz bir insan olmamızdır. Nasıl fiziki yapımızı yıkayarak, süpürerek temizliyorsak, Cemde de dua ederek gönlümüzü temizlemeye çalışmalıyız. Zahiri yapılan her türlü işlem, batini işlemin aynasıdır.

7- Delil hizmeti (Çıracı hizmeti): Cemlerimizde Kur’an’ı Kerimin Nur Süresinin 35 – 36, ayetleri uyarınca delil uyarırız, (Mum yakıyoruz) 36. Ayet: “Bu ışık Allah’ın yüksek ve kutsal bilinen, içlerinde Allah’ın adının anılmasına izin verilen, akşamdan sabaha kadar içinde Tanrı’nın ismi anılan evlerde yakılır”.

İşte bu delil uyarma, Kur’an’ın emri üzere yakıldığı gibi, Hz. Muhammed’in getirmiş olduğu İslam Dini’nin Nur’u olarak da kutsal bir değer veriyoruz. Alevi inanç ve tasavvuf düşüncesinde cem evinde yanan, hakk’ın nuru ve o ilahi ışığı, gönül evimizde yakmak için ibadet yapmalıyız. Huşu içinde, dünya gailesinden uzak, tıransa girerek, birliği yakalayıp Hakk’la hak olup, o ebedi sönmeyen ilahi ışığı gönlümüzde yakmaya çaba göstermeliyiz. Cem evinde yaktığımız Hz. Muhammed’ın Nuru olan iman ışığı, bir müminin kalbinde yanarsa, o can Ehli Beyt’in bendesi, yolun erenlerinden olur.

8- “Post” (Seccade hizmeti) Cem’i yapacak, Seyyid, Pir makamına geldiği zaman, Rehber camaata şöyle bir hitab da bulunur: “Hüü erenler marifete! Cemimizi yürütecek “Post Dede’si” geliyor” der. Kendisi ve cemaat ayağa kalkar ve kıyamla beklerler. Pir, tarikât selamı vererek gelir. Rehber, ona sorumluluk duasını verir. Pir yerine geçer, cemaata birinci gülbankı verir. Arkasına süpürgeci gelir hizmetini yapar. Hemen arkasına Pir Makamına serilecek post gelir. Belirli dualar yapılarak serilir. Hizmet sahibi, Allah, Muhammed, ya Ali diyerek üç kenarına niyaz eder ve ana Fadima’yı anarak ortasına niyaz ederek postu sermiş olur.

Eskiden dedelerimizin zamanında Pir postu; Bir tarafı Pir’in oturduğu yerin altına gelecek şekilde, diğer bir kısmı önde hizmetlerin yapılacak yere serilmiş olur. Bu kutsal, Hz. Hüseyin’in makamına dua ile serilen postun üzerinde yalnız Pir oturur, delil uyarılır, görgü, sorgu ve yargı hizmetleri olur. Onun için ismine “Pir Postu” denilmiştir. İnancımıza göre bu postun üzerinde şüphesiz inanıp iman ederek, yargılanıp sorgulananlar, sonradan yanlış bir iş yapmazlarsa günahları af olur inancındayız. Serilirken bir duvazdası var, bunu hizmet sahibi okur. Sonra Pir bu duayı verir.

“Allah, Allah! Hak Muhammed Ali yolunda, erenler meydanında, pir divanında serilen bu postun üzerinde hizmet edenler, hizmetinden şefaat bulsunlar! Bu meydanda yargılanıp sorgulananları, yüce Allah tekrar yargılayıp sorgulamasın! Günahlarını affetsin! Dilden dileklerini, gönülden muratlarını versin! Hak Muhammed Ali yardımcıları olsun! Dil bizden, himmet Haktan, yardım pirden olsun. Gerçeğe hüü mümine ya Ali.” Bu yapılan dua, kutsal makama serilen postun anlamını açıkca ortaya koyuyor.

9- Ğözcü hizmeti! Rum Erenlerinden “Karaca Ahmet Sultan’ın” görevidir. Batini anlamda Horasan Pir’leri ile görüşen. Rum Diyarına, nerede ve hangi erin geldiğini, gözetleme görevi yaptığı için, gözcülük görevinin Pir’i, Karaca Ahmet Sultan’dır. İbadetin devamı sırasında, cemaatla, Pir arsında iletişim kurar. Cem’in düzenli ve sakin devam etmesinden sorumludur. Bu yorum her nekadar Aleviler içinde kutsal ve değerli olsa da, zahiri bir yorumdur.

Alevi tasavvuf inancının batini yorumuna gelince, çok daha farklıdır. Gözcü; Pir makamında uygulanan ve inanılan Ehlibeyt yol ve erkânı arasıyla, o yol ve erkânın getirdiği inanca ve ibadete. İtikatla iman edenler arasında kurulan bağın, düzenle devamının iletişim simgesidir. Elindeki “ASA” Musa Aleyhisselamın, Fıravun’un sihirbazları karşısında, yüce Allah’ın gücünün her güçten üstün olduğunu gösteren kutsal Asa’nın senbolüdür. Onun için gözcü hizmet sahipleri ile dâr’a durduğunda secde anında yere niyaz etmez, elindeki Asa’ya niyaz eder.

10- Kapıcı hizmeti! Cem ibadeti yapılan yerin kapısında bekler. Cem evine gireni çıkanı kontrol eder. İbadet yapan insanların içine, münasip olmayan kişi veya kişileri Cem Evine almaz. Esasında kapıcı hizmeti! Kârmatiler, gizemci sistemi kurdukları zaman, İbadet ettikleri mekânı, Emevi ve Abbasi zulüm ve baskısından korumak için konulmuştur. Ehlibeyt inancında halen var olan bir tevella ve teberra deyimi var. Bunun anlamı! “Ehlibeyt’in dostunu, dost bilmek, düşmanını, düşman bilmek demektir. Ehlibeyt inancının sırrını yabancıya ifşa etmemek. Kapıcı bu sırrın koruyucusudur ve kilididir.

11- Lokma hizmeti! Cem Evine gelen bütün lokmalar dualanır, lokmacı hizmetini alan canlara verilir. Hizmet sahibleri gelen lokmaları birlikte karıştırırlar ve gelen canlara eşit bir şekilde dağıtırlar. Bir canımız, bir kurban lokma etmiştir. Diyer bir canımız bir elma getirmiştir veya eliboş gelmiştir. Burada kimin ne getirdiğine bakılmaz, zengin, fakir, küçük, büyük ayrılmaz, her cana eşit olarak taksim edilir.

Yiyilecek gıdalardan herne olursa olsun, üzerinde Allah’ın ismini anarak dua edilirse, o hak lokması olarak kutsallık kazanır. Bu güne kadar yaşanan Alevi inancında, imanla, itikatla dua edilen bir elma veya bir şeker birçok hastalara şifa olmuştur. Canıgönülden, şüphesiz inanarak yapılan dua, alınan lokma çok zaman dertlere derman, hastalara ilaç olmuştur.

12- Saka suyu ve hizmeti! Alevi toplumu olarak bu güne kadar, Kerbela’da Hz. Hüseyin ile susuz şehit olan şühedaları unutmamış. Her ibadetinde, her ceminde onların adlarını anar. Onların üzerine mersiyeler yazmış ve mersiyeleri söyleyerek, onların gördüğü zulmü, acıyı anarak su dağıtır. Hizmet sahibi suyu Pir’in önüne getirir, Pir o suya şöyle bir dua verir.

“Ey yüce Allah’ım! Hz. Muhammed Mustafa’nın, Ali-yel Murtaza’nın soyu. Fatima anamızın ciğer paresi olan Hz Hüseyin ile beraber Kerbela’da şehit düşen 72 şühedanın tertemiz ruhlarını huzuru makamında ilahi nurun ile nurlandır, şefaatın ile mükâfatlandır ya Rabbim! Onların yüzü suyu hürmetine, bu sudan bir yudum içenin, derdine derman, hastasına şifa eyle ya Rabbim! Butün gelmiş geçmiş erenlerin, evliyaların hürmetine, bu sudan üzerine bir damla düşenleri, bütün sıkıntılarından kurtar. Gönüllerine huzur, canlarına sağlık, yuvalarına mutluluk ver ya Rabbim!”

Bu su insanlara verilirken, Kerbela şehitleri anılarak içilir.

Biz geçmişiz canı baştan Hak erenler aşkına
Can gözü dembe dem Hakk’ı görenler aşkına
Deşti Kerbela’da susuz can verenler aşkına
Gözüm yaşı sebil ettim, şahi şehidanın aşkına
Saka hüm ya Hüseyin
Lütfuna muhtacız ya Hüseyin
Derdine derman hastasına şifa ver
Bu sudan bir yudum içene ya Hüseyin
Saka hüm ya Hüseyin
Aşk olsun içene, rahmet olsun Hakk’a göçene
Lânet olsun ol Yezid’in ervahına soyuna
Rahmet olsun Ehli Beyte. Saka hüm ya Hüseyin. Saka hüm ya
Hüseyin. Saka hüm ya Hüseyin.

İşte üzerinde dua ile Allah’ın ve Ehlibeyt’in ismi anılan bu su. İnanan, iman eden insanlar için bir Hak lokması olur. Gönlünü arındırmış, özünü Hakk’a teslim eden canlar için her derde şifa ve ilaç olur. Önemli olan, ibadete duran canın vecd içinde Hakk’a yaklaşması ve Hakk’ın rızasına mazhar olmasıdır. Yüce Allah’ın ol demesiyle her şey olur. Buna inanıp iman ediyoruz.

13- Peyikçi hizmeti; Cem’in yapılacağı yerini ve tarihini topluma haber verme hizmetidir. Eskiden bu hizmeti alan can, her evi gezerek haber verirdi.

Köyden kente gelen Aleviler, kentlerde birbirinden uzak mahallelerden oturdukları için posta ile mektup göndermek şartıyla haber verirdiler. Bu son on seneden beri, cep telefonları vasıtasıyla, esemes sistemi ile haber veriyoruz.

14- İznikçi hizmeti; Cem evine ibadete gelen canların ayakkabılarını, düzenle belirli bir yerde muhafaza eder, İbadet bittikten sonra, ayakkabıları sahiplerine verir. Bu hizmeti yapmakla, ibadet yapanlarla birlikte, ibadetin huzur içinde yapılmasına hizmet sunmaktır.

15- Semah ve semah hizmeti; Cem ibadetinde miraçlama okunurken, sonuna yakın 23’üncü hanesinde. “Biri şerbetten nuş eyledi. Cümlesi oldu eyan. Mümin, Müslüm üryan ayak. Hep girdiler semaha”.

İşte bu hane okunuca Semahzenler hü Allah, Allah diyerek Kırklar Semahını dönmeye başlarlar. Semahın anlamını cem düzeni içerisinde, miraçlamanın arkasında izah ettim. Fakat burada da kısa bir özetini yapmayı uygun buldum.

Semah; İnsan oğlunun bünyesini teşkil eden atomlardaki mevcut dönmelerle, insan vucudundaki kanın dönmesi. İnsanın topraktan gelip toprağa dönmesi, dünya ile beraber dönmesi, elinde olmayarak tabii ve şuursuz olarak dönmeye devam eder. Ancak İnsan’ı diğer varlıklardan farklı ve üstün kılan aklı ve zekâsıdır. Semah dönerken diğer varlıklarla birlikte müşterek hareketle, aklı şuurlu bir şekilde iştirak ettirmektir. Özet olarak:

Semah kulun hakikâte yönelip, aklın kumandasıyla aşkla yükselip, nefsini terk ederek, Hakk’ta yok oluşudur. Olgunluğa ermiş kâmil bir insan olarak tekrar kulluğuna dönüşüdür. Bu dönüş! Bütün varlığa, bütün yaratılanlara yeni bir ruhla, yeni bir gönülle sevgi dolu aşkla hizmetle öze dönüştür. (Ayrıntılı bilgi: Semah Nedir?)

Semah ile beraber bütün hizmetlerin kısa ve öz zahiri, batini anlamlarını bilgim oranında anlatmaya çalıştım. Hizmet bendern, taktir okurlarıma aittir.

1988 yılında ilk derneklerimizi (Cem Evlerimizi) kurmaya çalıştığımız devirde. Bizlere, siz! “Devlet tarafından organize edilmişsiniz. Sol hareketine ve Kürt hareketine karşı bu dernekleri T.C. kurduruyor” dediler. Hatta, “Derviş Tur” benim Diyanetin maaşlı memuru olduğuma dair, geri zekâlı bir gurup 36 sayfalık 3000 tane dergi basıp dağıttı. İşte o sıkıntılı günlerde ben de duygulanarak bu şiirle meramımı anlatmaya çalıştım.

Alevi İnancını Yaymaya Geldik

Ketlimize fetvalar neden ne için
Ön yargı iftira hep bizler için
Haksızı meydandan kovmamız için
Alevi inancını yaymaya geldik

Doğudan batıdan gelen Erenler
Hor gören gözleri açmaya geldik
Gönülden yürekten birleşen canlar
Ehli Beyt ışığın yakmaya geldik

Allah, Muhammed’e aşk sevgi ile
İmanım, inancım dost Ali ile
Genç Abdal Nesimi Pir sultan ile
Alevi yolunu açmaya geldik

Pirim Hünkâr Hacı Bektaş-i Veli
Sorarsan Mansur’u, O nesli Ali
Dünyada yaşayan bütün Alevi
Birlik beraberlik kurmaya geldik

Kemter Derviş ben bu yolda yürürüm
İstenirse başım hemen veririm
Kısmetse bir güzel düzen görürüm
Yol erkân cemleri sürmeye geldik

Cemi yönetecek olan mürşit, pir ve rehberlerde bulunması gereken vasıflar

Seyidi Saadet, evladı Resul olması gereklidir.

Piri veya mürşidi tarafından görülüp sorulması ve yaşadığı toplum içerisinde yargılanıp aklanmış olması mecburidir. Bu şart, birinci ibadet erkânnamesinde aranmasa da, Musahiplik, Görgü, Düşkünlük, Dâr’dan İndirme erkânlarında muhakkak olmalıdır.

Bulunduğu ortamdaki Cemleri yürütebilecek taliplere her türlü dini bilgi verebilecek, inançsal bütün problemleri çözebilecek, bilgi ve birikime sahip olmalıdır. Seyit soyunda olan insanların, Alevi inancına hizmet edebilmesi için hangi aşamalardan geçmesi ve nasıl bir eğitim alması gerektiğini “Alevi İnancında Eğitim Sistemi” bölümde geniş bir şekilde ele aldım. O bölümü dikkatlice okumanızı tavsiye ederim.

Evladı Resul olmadığı yerde görülmüş, aklanmış, Hünkâr Hacı Bektaş dergâhından veya pirinden, mürşidinden el almış bilgi ve birikimi olan, bu birinci erkânnameyi yürütebilen, bir Zakir, talip bu Cemi yapabilir. Bunlara Babai bölümü veya Dikme Dede derler. Görev verilen bu ailelerden, babadan oğula soy takibi devam etmez.

Cemi yapan ve o ağır görevin sorumluluğunu üzerine alan Pir’lerin veya Mürşitlerin o oturduğu makam, Hz. Muhammed’in, Hz. Ali’nin ve Hz. Hüseyin’in makamıdır. Tarihi incelediğimiz zaman, eskiden bu makama oturanlara, yalnız o makamı ifade eden, hizmet anında giyilen, yeşil ve kırmızı renklerden yapılmış, başına 12 dilimli başlık giyerlermiş. Sırtlarına, Hâkim pardösülerini andıran, tamamı yeşil, yalnız yaka ve kol ağızları kırmızı renkte olan bir “Hırkayı” elbisesinin üzerine giydikten sonra o makama otururlarmış. Osmanlı’nın yaptığı katliamlar korkusunda, Pir’in kim olduğu belli olmasın diye, Pir’lik hırkasını giymemişler. Şimdi bizde halen aynı korkuyu yaşatıyoruz. Kim o makamın sahibi, kim sahibi değil, görünüş itibarı ile fark edilmiyor. Her görevin kendi sorumluluğuna göre bir kıyafeti vardır. Neden! Giymiyoruz veya giydirmiyoruz? Cevabını okurlarıma bırakıyorum. Bu düzenlemelerden sonra, onun da yerine getirilmesinin gerekli olduğuna inanıyorum.

Kaynak: Seyit Derviş Tur, Erkânname – Aleviliğin İslam Yorumu ve Alevi Erkânları, genişletilmiş 3. baskı (ISBN 975-6791-52-7).

Yazar hakkında: Seyit Derviş Tur Dede

1936’da Erzincan Çayırlı Başköy’de, Babamansur (Şah Mansur) Ocağı’na mensup bir seyyid ailesinde doğdu. Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu’nun (AABF) öncülü olan Alevi Cemaatleri Federasyonu’nun kurucularından ve ilk genel başkanıdır (1990–1993). 1994–2003 yılları arasında federasyon bünyesindeki Dedeler Kurulu’na başkanlık etti. Erkânname (2002) ve Avrupa’da İlk Alevi Yapılanması (2016) kitaplarının yazarıdır; çalışmaları Martin Sökefeld, Zeynel Gül, Burak Gümüş ve Bülent Keleş gibi araştırmacıların akademik yayınlarında kaynak gösterilmektedir.

Biyografi · Basında ve akademide · Videolar · İletişim