Kısaca: Pir Sultan Abdal, Sivas Yıldızeli’ne bağlı Banaz köyünde dergâh kurmuş, Alevi geleneğinde Yedi Ulu Ozan’dan biri sayılan büyük halk ozanı ve Pir’dir. Öz adı Haydar’dır. Kendi müridi iken Sivas valisi olan Hızır Paşa’ya boyun eğmemiş, “Şah” adını anmaktan vazgeçmediği için 16. yüzyılın sonunda Sivas’ta asılmıştır. Seyit Derviş Tur Dede, onu Osmanlı’ya karşı direnişinden önce Erdebil Dergâhı’nda yetişmiş bir Horasan Piri olarak ele alır.
Aşağıdaki metin, Seyit Derviş Tur Dede’nin Erkânname kitabından alınmıştır. Genel bir giriş için: Alevilik nedir?
İçindekiler
- Pir Sultan Abdal Kimdir?
- Pir Sultan’ın Şiirlerinde “Şah” Kimdir?
- Banaz Köyü ve Horasan’dan Gelişi
- Hacı Bektaş Veli Dergâhı’nı Ziyareti
- Mürit Hızır’ın Paşa Oluşu
- Sivas’ta Tutuklanışı ve Zindan Yılları
- Pir Sultan Abdal’ın İdamı (Sivas)
- Pir Sultan Adını Taşıyan Ozanlar
- Bir Horasan Piri Olarak Pir Sultan
Pir Sultan Abdal Kimdir?
Bu büyük halk ozanının ünü, her kişiye nasip olmayacak kadar yücedir. Kişiliği ve yaşantısı hakkında çok çelişkili düşünceler ortaya atılmıştır. Adı üzerinde bile yazarlar arasında söz birliği yoktur. Pir Sultan Abdal adını taşıyan beş veya altı ozan bulunduğunu söyleyenlerin yanında, sadece Pir Sultan mahlasının dışında Pir Sultan Abdal veya Abdal Pir Sultan mahlaslı şiirlerin birçoğunun asıl Pir Sultan’a ait olmadığını iddia edenlerde var. Şiirlerin lehçesine ve zamanın lisanına dikkatle bakılınca, mahlası aynıda olsa, özü Pir Sultan’dan çok uzak olduğu anlaşılıyor. Büyük ozanın doğum ve ölüm tarihleri de tahminlere dayanmaktadır. Yazarlar, Pir Sultan Abdal’ın çağdaşı olan Hızır Paşalardan hangisinin, onu idam ettirdiği konusunda da kesin bilgiye sahip değiller.
Halk kültürü, ulusal kültürün en önemli, en verimli kaynaklarından biridir. Halk şiiri ise bu kaynağın en etkin, en yaygın kollarındandır. Bu yüzden ezilen Alevi halkı, onu yüzyıllarca gözü gibi korumuş, kulaktan kulağa, kuşaktan kuşağa aktararak bu günlere getirmiştir. Fakat geçmişte Osmanlı yöneticileri ve aydınları tarafından hep hor görülmüş ve gölgeye itilmiştir. Neyse ki zamanımızda değeri kavranmaya başlamışsa da, ne yazık ki yalnız ve yalnız onun Osmanlı baskısına karşı olan isyanı, direnişi ve mücadelesi ön plana alınmıştır. Pirlik sıfatı ve inançsal yönden verdiği hizmeti, bazı siyasi örgütler tarafından göz ardı edilmektedir.
Pir Sultan’ın Şiirlerinde “Şah” Kimdir?
Bütün tarihçiler, Pir Sultan Abdal’ın yaşantısı ve kişiliğini anlatırken, onun Safavilere özellikle Şah İsmail’in oğlu Şah Tahmasb’a bağlı olduğu her yönüyle işlenmiştir. Tasavvufta Şah kelimesi, bağlı olduğu Pir’ine ve Hz. Ali’ye hitaben söylenir. Pir Sultan şiirlerinde açık ve net bir şekilde Pir’ine ve Hz. Ali’ye şah diye hitap ettiğini açıklıyor.
Pir Sultan’ım arşa çıkar ünümüz
Şah’ta bizim ulumuzdur Pir’imiz
Hakk’a teslim olsun garip canımız
Dönen dönsün ben dönmezem Pir’imden
Gidi Yezit bize kızıl baş demiş
Meğer Şah’ı sevdi dese yeridir
İmanı çürükler sevmedi Şah’ı
Sevdiğimiz Şah’ı merdan Ali’dir
Gönül çıkmak ister Şah’ın köşküne
Can boyanmak ister Ali yoluna
Pir’im Ali on iki İmam aşkına
Açılın kapılar Şah’a gidelim
Pir Sultan Abdal, kesin olarak İran Şahlarına Şah diye hitap etmemiştir. Alevi Bektaşi inancında, Şah sözcüğü büyük çoğunlukla İmam Ali ve onun soyundan gelenler için kullanılır. Pir Sultan Abdal, şiirlerinde Hacı Bektaş Veli’ye ve aynı soyundan olan Seyyid Ali Sultan’a, Kızıl Deli ve Balım Sultan’a bağlı olduğu görülüyor. Pir olarak kabul ettiği bu erenlere, Şah diye hitap ediyor. Pir Sultan, halkın büyük sevgi ve saygıyla andığı Pir makamında olan seçkin bir şairdir. Sanatı ve kişiliği gibi yaşamı da halkın ağzında efsaneleşmiş, birtakım menkıbeler ile rivayetlerin oluşmasına yol açmıştır. Pir Sultan’ın, inançlı, tutarlı, namuslu, yürekli kişiliği halkın ağzında destanlaşıp efsaneleşmiştir.
Banaz Köyü ve Horasan’dan Gelişi
Pir Sultan’ın, gerek kendi şiirlerinde, gerekse başkalarının onun hakkında yazdıkları şiirlerden edinilen bilgilere göre, çağı ve çevresiyle birlikte gerçek yaşamı şöyledir. On beşinci yüz yılda yaşayan Pir Sultan, Sivas’ın Yıldızeli ilçesinin Çırçır Bucağına bağlı Banaz köyüne ne zaman gelip yerleştiği bilinmiyor. Fakat yaşamının büyük bir bölümünü Banaz köyünde yaşamıştır. Köy Yıldız dağının eteklerinde, denizden 1700 metre yükseklikte bir yayla köyüdür. Pir Sultan’ın öz adı Haydar. Soyu Yemenliymiş, Horasan’da Erdebil Dergâhından İrşad olduktan sonra, belirli bir yaşta geldiğini, kapısının önünde Horasan’dan beraberinde getirdiği el değirmen taşı kanıt olarak halk arasında gösterilmektedir. Bu durum, Pir Sultan Abdal’ın o köyde doğmadığını ve oldukça ergen bir yaşta Banaz’a geldiğini göstermektedir.
Haydar yedi yaşında iken babasının koyunlarını otlatmaya başlamış. Bir gün koyunları otlatırken uyuyakalmış. “Düşünde aksakallı bir Pir, bir elinde dolu, diğer elinde bir elma tutuyor ve bunları Haydar’a sunuyor. Haydar o anda doluyu içiyor, elmayı Pir’in avcundan alırken parlayan bir yeşil ben görüyor. O an bu ihtiyarın Hacı Bektaş Veli olduğunu fark ediyor, hemen sarılıp elini öpüyor. Hacı Bektaş Veli, “İsmin Pir Sultan olsun, ünün dört bir yana yayılsın, sazın üstüne saz, sözün üstüne söz olmasın, Ali evladının yolundan ayrılmayasın, Hak yardımcın olsun” der gözden kaybolur. Uyanınca Haydar’ın can gözü açılmış, artık o günden sonra Pir Sultan adıyla saz çalıp söylemeye başlıyor. Şu beyitleriyle de Horasan’dan geldiğini açıkça söylüyor.
Benim aslım Horasandan Hoy’dandır
Kırkların içindeki Dergâh ordadır
Allah’ın Arslan’ı Ali nurdandır
Kırkların ser çeşmesi Pir’im Ali’dir
Cümlemizden Ulusu Kızıl Delidir
Pir Sultan Abdalım destim demanda
İsmim Koca Haydar neslim Yemen’de
Garip başa bir hal gelse zamanda
Orda her kişinin dostu bulunmaz
Hacı Bektaş Veli Dergâhı’nı Ziyareti
Horasan’da Erdebil Dergâh’ında uzun yıllar hizmet ettikten sonra, Rum Diyarına gönderilen diğer Horasan Pir’leri gibi, gelip Banaz’a yerleşmiştir. Anadolu’ya gelince, ilk fırsatta Hünkâr Hacı Bektaş Veli’nin dergâhını ziyaret eder ve Pir’i için bu beyit’i söylemiştir.
Arzuladım size geldim
Hünkâr Hacı Bektaş Veli
Eşiğine yüzüm sürdüm
Hünkâr Hacı Bektaş Veli
Pir elinde dolu içtim
Doğdum elinize düştüm
Ak cenneti gördüm geçtim
Hünkâr Hacı Bektaş Veli
Güvercin donunda duran
Cümle eksikler bitiren
Beş taşı şahit getiren
Hünkâr Hacı Bektaş Veli
Kırk budakta şem’a yanar
Dolusun içenler kanar
Aşıkların semah döner
Hünkâr Hacı Bektaş Veli
Bahçende gördüm gülünü
Erenler sürsün demini
İmam Rıza’nın torunu
Hünkâr Hacı Bektaş Veli
Balım Sultan er köçeği
Yol var yoldan içeri
Cümle erenler gerçeği
Hünkâr Hacı Bektaş Veli
Pir Sultanım gerçek veli
Erenlerden çekmem eli
On iki İmam’ın yolu
Hünkâr Hacı Bektaş Veli
Bu ziyaretten sonra, Pir Sultan’ın ünü gitgide her tarafa yayılmış. Pir Sultan bu şüphesiz inancıyla erenlerin arasına karışmış. Sayılan, sevilen, dertlilerin derdine derman olan, umutsuzların umudu olan dergâhının Pir’i olmuş. Artık her Cuma nice canlar bölük, bölük gelirler, el bağlayıp dara dururlar. Müşkül sahiplerinin, müşkülleri hâl olur. Görülüp aklanan insanlar, getirdikleri kurbanları tığlarlar, açları doyururlar, çıplakları giydirirler, Pir’den nasibini alarak evlerine dönerler.
Mürit Hızır’ın Paşa Oluşu
Hızır Paşa’da Sivas’la Hafik arasında bulunan sofular köyündenmiş. Pir Sultan’ın adını duymuş, ondan nasip almaya gelmiş. Önce Pir’in dergâhında hizmet etmiş, sonra da Pir’e mürit olmuş. Yedi yıl kapısında hizmet etmiş. Edep, Erkân öğrenmiş. Bir gün demiş ki: Pir’im bana himmet et de bir makama geçeyim, büyük adam olayım. Pir Sultan, elini Hızır’ın başına koymuş ve batın âlemine dalmış, sonra demiş ki;
Hızır ben sana ruhsat veririm, dua ederim, gider vezir olursun, Paşa olursun, ama sonra da gelir beni asarsın! Hızır, “aman Pir’im ben nasıl bunu yaparım, sen benim dünyadaki tek kutsal varlığımsın” der elini, ayağını öper, ruhsat alır, İstanbul’un yolunu tutar. Hızır İstanbul’a gider, Pir’in himmetiyle saraya girer. Pir’in himmeti üzerinde, Sarayda çok hızlı bir şekilde yükselir Paşa görevi verilir. Paşa görevine getirilen Hızır, Sivas’a Vali olarak tayin edilir. Sivas’a Vali olarak gelen Hızır, Pir Sultan’ın dergâhında verdiği ikrarı unutmuş veya önem vermemiş. Fakir fukaraya zulmetmeye, haram yemeye başlamış. Namus gözetmez, hak aramaz olmuş. İki kadısı varmış, birinin adı kara kadı, diğerinin adı sarı kadı imiş. Bunlar rüşvet yer haksızı haklı çıkarırlar, çok canlar yakmışlar ve çok ocaklar söndürmüşler. Bunları duyan Pir Sultan, Kapısında olan iki köpeğine, birine kara kadı, diğerine sarı kadı ismini vermiş ve her zaman kara kadı, sarı kadı diye köpekleri çağırırmış.
Kara Kadı ve haram yemeyen köpekler
Pir Sultan’ın düşmanlarından biri bu durumu gider kadılara söyler. Vali’den sonra en yüksek salahiyete sahip olan kadılar bunu duyunca küplere binerler. Hemen zaptiyeleri göndererek Pir Sultan’ı Banaz’dan Sivas’a elleri bağlı getirtirler. Pir Sultan’a sorarlar? Sen köpeklerine bizim adımızı koymuşsun doğrumudur? Pir Sultan, Tanrı’nın bildiğini sizden niçin saklayayım. Evet, köpeklerime sizin adlarınızı koydum, ama onlar sizden çok iyiler. Siz haram yersiniz, onlar haram yemez.
Kadılar, nerden biliyorsun? Diye sorarlar. Pir Sultan, isterseniz deneyelim diye cevap verir. Kadılar, nasıl deneyeceksin? Pir Sultan, Köpeklerimi çağırırım gelirler, burada denemesini yaparız der. Bu sözün üzerine kentin hacı ve hocaları toplanır, bir kap helal yemek, bir kap da haram yemek yapar kadıların önüne koyarlar. Kadılar başlar haram yemeği yerler. Ondan sonra, tekrar helal ve haram yemekleri Pir Sultan’ın köpeklerinin önüne korlar. Köpekler, haram yemeği koklarlar fakat yemezler. Helal yemeği koklarlar ve yemeğe başlar sonuna kadar yerler. Böylece bütün Vilayet erkânı, hacı ve hocalar, kadıların haram yediklerini gözleriyle görmüş ve öğrenmiş olurlar. Pir Sultan kalkmış köpeklerinin gözlerinden öpmüş, almış sazı eline şu şiiri söylemiş.
Karabaşlı koca kadı
Sende hiç din iman var mı?
Haram helal demez yersin
Sende hiç din iman var mı?
Fetva verir yalan yulan
Domuz gibi dağı dolan
Sırtına vururum palan
Senin gibi hayvan var mı?
İman eder amel etmez
Hakk’ın buyruğuna gitmez
Kadılar yaş yere yatmaz
Hiç böyle şeytan var mı?
Pir Sultan’ım zatlarımız
Gerçektir şöhretlerimiz
Haram yemez itlerimiz
Bu sözümde yalan var mı?
“Şah” adını anma yasağı
Pir Sultan, tekrar köyüne gider ve dergâhında aynı yaşamına devam eder. Bir zaman sonra İstanbul’dan gelen bir emirle, Hızır Paşa, Kara Kadı, Kör Müftü ’ye bir fetva yazdırmış. “Şah adını anmak yasaktır. Kim Şah adını dile getirir söylerse, dili kesilip öldürülecektir”. Bu fetvadan sonra korkudan hiç kimse İran Şah’ının adını alenen konuşamaz olmuş. Bunu duyan Pir Sultan, insan düşüncesine ve gönlüne konulan bu yasağa çok üzülmüş. Bunun üzerine her gittiği yerde, Pir’ini ve Hz. Ali’yi Şah olarak övmüş, Hızır Paşayı eleştirmiş.
Fetva vermiş kocabaşlı kör Müftü
Şah giyenin dilini keseyim deyü
Satır yaptırmış Allah’ın lâneti
Ali’yi seveni keseyim deyü
Şer kulların örkünü uzatmış
Müminlerin baharını güz etmiş
On İkiler bir arada söz etmiş
Âşıkların yayın asayım deyü
Hakkı seven âşık geçmez mi candan
Korkarım Allah’tan korkum yok senden
Riyakâr davranış bekleme benden
Pir Sultan Abdalı asayım deyü
Sivas’ta Tutuklanışı ve Zindan Yılları
Bir takım münafıklar varıp bunu da Hızır Paşa’ya iletmişler. Hızır Paşa, zaptiyeleri gönderip Pir Sultan’ı Sivas’a getirtmiş. Ayrıca esas sebepte, Pir Sultan’ın Şah İsmail taraftarı olduğu gammazlanmış.
Banaz’dan sürdüler bizi Sivas’a
Erler himmet edin ben gidiyorum
Garipce canıma kılarlar cefa
Erler himmet edin ben gidiyorum
Gidi kâfir dedim gelir imana
Kuzular ağlıyor hep yana yana
Getiripte hapsettiler zindana
Erler himmet edin ben gidiyorum
Gidip gideceğim yolda kalmadı
Güzel Şah’a gelir dedim gelmedi
Pir’imizden bize himmet olmadı
Erler himmet edin ben gidiyorum
Urganım çekildi sığındım dara
Üstüme döküldü ağ ile kara
Muhbirim üstünde var olsun yara
Erler himmet edin ben gidiyorum
Pir Sultan Abdal’ım kolum büküldü
Aktı gözüm yaşı yere döküldü
Sonunda urgan boğazıma takıldı
Erler himmet edin ben gidiyorum
Pir Sultan’ım yaratıldım kul deyü
Zalim Paşa elindemi öl deyü
Dostum beni ısmarlamış gel deyü
Gideceğim amma yol bozuk, bozuk
Huzuruna gelen Eski Pir’ine saygı göstermiş, izzette ikramda bulunmuş, yenmesi için önüne türlü yemekler getirmiş. Fakat Pir Sultan hiç birine el sürmemiş. Hızır Paşa, merak etmiş ve neden yemeklerden yemediğini sormuş: Pir Sultan, “sen düşkünsün, yoldan çıktın, ikrarını bozdun, nice yetimlerin, yoksulların ahını aldın. Bu haram yemekleri değil ben, köpeklerim bile yemezler”. Hızır Paşa buna çok bozulmuş. Durumu fark eden Pir Sultan, pencereyi açar, Banaz’dan köpeklerini çağırır. Biraz sonra köpekler gelir, yemekleri köpeklerin önüne korlar. Köpekler bütün tabakları koklarlar, hiç birini yemeden kenara çekilirler.
Buna içerleyen Hızır Paşa, Pir Sultan’a şah kelimesinin yasaklandığını da anlatır. Fakat sorgu sırasında Pir Sultan’ın takındığı ödünsüz tavır, işin seyrini değiştirir. Hızır Paşa, tutuklanmasını emreder. Sivas’taki Paşa Kalesine hapsedilir. Burası şimdiki Çifte Minare, Mahmut Paşa Hamam’ının bulunduğu yerdir. Eskiden Paşaların ve kışlaların olduğu yerde büyük birde zindanı varmış. Sorgulamalar burada yapılırmış. Fakat eski Pir’ine karşı yaptığına, içi de rahat etmez. O günlerce düşüne dursun. Pir Sultan, hapsolduğu kaleden şöyle seslenir.
Hızır Paşa bizi berdâr etmeden
Açılın kapılar Şah’a gidelim
Siyaset günleri gelip yetmeden
Açılın kapılar Şah’a gidelim
Gönül çıkmak ister Şah’ın köşküne
Can boyanmak ister Ali soyuna
Pir’im Ali, on iki İmam aşkına
Açılın kapılar Şah’a gidelim
Her nereye gitsem önüm dumandır
Bizi böyle kılan ahtı amandır
Zincir boynum sıktı halim yamandır
Açılın kapılar Şah’a gidelim
Yaz selleri gibi akar çağlarım
Hançer aldım ciğerimi dağlarım
Garip kaldım şu arada ağlarım
Açılın kapılar Şah’a gidelim
Çıkarım bakarım Kale başına
Mümin, Müslüm hepsi gider işine
Bir ben ‘mi düşmüşüm can telâşına
Açılın kapılar Şah’a gidelim
Pir Sultan’ım der mürvetli Şah’ım
Yaram baş verdi sızlar her yanım
Arşa direk oldu feryadım, ahım
Açılın kapılar Şah’a gidelim
“Yine geçmem ala gözlü Şah’ımdan”
Pir Sultan zindanda yatarken, Hızır Paşa geceleri korkulu rüyalar görerek çok rahatsız olur. Bir yandan da bu rahatsızlığın Pir Sultan’dan geldiğini de bilir. Nihayet huzuruna çağırtıp söyleyeceği beyitlerden Şah kelimesini kullanmamayı kabul ettirirse, serbest bırakacağı düşüncesiyle, hapisten huzuruna getirmelerini emreder. Pir Sultan, huzura gelince, Hızır Paşa, Pir’im, “bana üç beyit söyle ama içinde Şah kelimesi bulunmasın seni serbest bırakayım: Pir Sultan, böyle baskı ve zulme boyun eğmeyen düşüncesiyle ona şu beyitleri söyler.
Padişah katilime ferman dilese
Yine geçmem ala gözlü Şah’ımdan
Cellâtlar karşımda satır bilese
Yine geçmem ala gözlü Şah’ımdan
On yedi yerimden vursalar yara
Cerrahlar derdime kılmasa çare
Kement bent ile çekseler dâra
Yine geçmem ala gözlü Şah’ımdan
Karadır kaşları benzer kömüre
Münafıklar zarar verir ömrüme
İki ellerimi bağlasalar zincire
Yine geçmem ala gözlü Şah’ımdan
Eğer beni katsa kervan göçüne
Götürseler Hindistan’a Maçin’e
Urganımı atsalar dâr ağacına
Yine geçmem ala gözlü Şah’ımdan
Ahiri katilime ferman yazsalar
Çıksam teneşire tabut düzseler
Kefenim biçilse mezar kazsalar
Yine geçmem ala gözlü Şah’ımdan
Pir Sultan Abdal’ım derim vallahi
Ölsem terk eylemem Pir’i billahi
Huzuru mahşerde dilerim Şah’ı
Yine geçmem ala gözlü Şah’ımdan
Kâtip ahvâlimi Şah’a böyle yaz
Kul olayım kalem tutan eline
Kâtip ahvâlimi Şah’a böyle yaz
Şekerler ezeyim şirin diline
Kâtip ahvâlimi Şah’a böyle yaz
Allah’ı seversen kâtip böyle yaz
Dünü günü hep Şah’a eylerim niyaz
Umarım yıkılsın şu kanlı Sivas
Kâtip ahvâlimi Şah’a böyle yaz
Sivas ellerinde sazım çalınır
Çamlı beller bölük, bölük bölünür
Ben dosttan ayrıldım bağrım delinir
Kâtip ahvâlimi Şah’a böyle yaz
Münafığın her dediği oluyor
Gül benzim sararuban soluyor
Gidi Mervan şad oluban gülüyor
Kâtip ahvâlimi Şah’a böyle yaz
Pir Sultan Abdal’ım hey Hızır Paşa
Gör ki neler gelir sağ olan başa
Hasret koydun bizi kavim kardaşa
Kâtip ahvâlimi Şah’a böyle yaz
Ben de bu yayladan Şah’a giderim
Karşıda görünen ne güzel yayla
Bir dem süremedim giderim böyle
Ala gözlü Pir’im sen himmet eyle
Ben’de bu yayladan Şah’a giderim
Eğer göverüben bostan olursam
Şu halkın diline destan olursam
Kara toprak senden üstün olursam
Ben’de bu yayladan Şah’a giderim
Bir bölük turnaya sökün dediler
Yürek deki derdi dökün dediler
Yayladan ötesi yakın dediler
Ben’de bu yayladan Şah’a giderim
Dost elinden dolu içmiş deliyim
Üstü kan köpüklü meşe seliyim
Ben bir yol oğluyum, yol sefiliyim
Ben’de bu yayladan Şah’a giderim
Alınmış abdestim aldırırlarsa
Kılınmış namazım kıldırırlarsa
Sizde Şah diyeni öldürürlerse
Ben’de bu yayladan Şah’a giderim
Pir Sultan Abdal’ım dünya durulmaz
Gitti giden ömür geri dönülmez
Gözlerim de Şah yolundan ayrılmaz
Ben’de bu yayladan Şah’a giderim
Bu beyitleri dinleyen Hızır Paşa’da, bütün görevlilerde şaşkına dönerler. Çünkü bir hayatı mesele, Şah kelimesini söylemese serbest bırakılacaktı. Bu duruma öfkelenen Hızır Paşa, Pir Sultan’ı en kötü olan toprak kale zindanına hapseder. Pir Sultan, yörede çok sevilen, sayılan ünlü ve ulu bir kişiliğe sahiptir. Bundan ötürü Hızır Paşa, kendi buyruğuyla asmaya cesaret edemez. Durumu Padişaha bildirir, oradan gelecek buyruğu daha uygun bulur. Pir Sultan ise bir türlü suçlu olduğuna inanmaz. Kendi kendine düşünür! Allah’ı, Hz. Ali’yi, Pir’ini sevmek neden suç sayılıyor ki, buna bir türlü anlam veremiyor. Bu bekleme sırasında Pir Sultan’ın verdiği mesajlara bakalım,
Güzel Şah’ım Uruma bir ışık saldı
Dolandı Urumu Banaz’a geldi
Pir Sultan olmaya Pir himmet kıldı
İnsanlar taaccüb’de kaldı ne fayda
Şah’ı sevmek suç mu bana
Kem bildirdin beni Han’a
Can için yalvarmam sana
Şehinşahım küser bana
Dönen dönsün ben dönmezem Pir’imden
Koyun beni hak aşkına yanayım
Dönen dönsün ben dönmezem Pir’imden
Pir’imden dönüpte mahrum mu kalam
Dönen dönsün ben dönmezem Pir’imden
Benim Pir’im gayet ulu kişidir
Yediler ulusu, Kırklar eşidir
On iki İmam’ın sever başıdır
Dönen dönsün ben dönmezem Pir’imden
Kadılar Müftüler fetva yazarsa
İşte kement işte boynum asarsa
İşte hançer işte kellem keserse
Dönen dönsün ben dönmezem yolumdan
Ulu mahşer olur divan kurulur
Suçlu suçsuz gelir anda derilir
Pir’i olmayanlar orda bilinir
Dönen dönsün ben dönmezem Pir’imden
Pir Sultan’ım arşa çıkar ünümüz
Oda bizim ulumuzdur Pir’imiz
Hakka teslim olsun garip canımız
Dönen dönsün ben dönmezem Pir’imden
Kalsın benim davam divana kalsın
Ben’de bu Dünya’ya geldim giderim
Kalsın benim davam divana kalsın
Muhammed Ali’dir benim vekilim
Kalsın benim davam divana kalsın
Yorulan yorulsun, ben yorulmazam
Derviş makamından ben ayrılmazam
Dünya kadısından ben sorulmazam
Kalsın benim davam divana kalsın
Ben’de vekil ettim Bari Huda’mı
O da kulu gibi zulüm eder mi?
Orda söyletirler bir, bir adamı
Kalsın benim davam divana kalsın
Mümin Müslüm döşürür de cem olur
Anda sarık yaralara nem olur
Kara taş erirde safi mum olur
Kalsın benim davam divana kalsın
Pir Sultan Abdal’ım dünya kovandır
Gitti adil beyler kalan avamdır
Muhammed divanı ulu divandır
Kalsın benim davam divana kalsın
Pir Sultan Abdal’ın İdamı (Sivas)
Sonunda korkulan gün gelir çatar, İstanbul’da Sultan’dan idam emri gelir. Yıl 1589 veya 1590 Sabah şafakta Elleri kelepçeli, boynunda zincir, eskiden keçi bulan, şimdi kepçeli denen yere götürülür. Sabah yoldan götürülürken, kimileri verilen emirle üstüne taş atar. Kimileri de gizlice gül atar. Bugünkü sanayi Çarşısı’nın karşısında, kesim evinin bulunduğu yerde idam edilir. Hiç suçsuz yere Pir Sultan’ın idam edilmesi, özelikle o bölgede ki Alevilere gözdağı vererek korkutmak içindir. Talipleri korkudan veya baskıdan ötürü cenazeyi köyüne götüremezler. Ancak asıldığı yere “Darağacı” adını verirler. Mezarı, günümüz de mal Pazarı olarak kullanılan alanda. Gazhanenin yanında sıra söğütlerin bitiminde ki toprak tümsektir. Üstü taşlarla örtülüdür. Boyu beş metre, eni bir metreden biraz geniş bakımsızdır. (Kaynak: Asım Bezirci, “Pir Sultan”, s. 68.)
Bilemiyorum, yirmi yıldır Pir Sultan Dernekleri aktif bir vaziyette, “Pir Sultan” adına faaliyet gösteriyorlar. Bütün arzum, dernekler veya derneklerin bağlı olduğu Federasyon, sahiplenip üzerine yakışır bir “Külliye” yapmış olmalarıdır veya yapmalıdırlar.
Pir Sultan Abdal’ım kaddim büküldü
Gözümün cevheri yere döküldü
Kendir kement boğazıma takıldı
Duysun bütün canlar beni asarlar
Sultan Ali’m bir iş geldi başıma
Yana yana ağlanacak iş oldu
Malum olsun yaranıma eşime
Ferman geldi serim yere düş oldu
Hani benim ile lokma yiyenler
Başı canı dost yoluna koyanlar
Sen ölmeden ben ölürüm diyenler
Dostlar da geriye kaçtılar birbiri
Pir Sultan Adını Taşıyan Ozanlar
Doğrusunu söyleyecek olursam, şimdiye değin bir tek Pir Sultan Abdal biliyordum: Hızır Paşa’nın astırdığı büyük ozan, halk şairi. Meğerse sonradan aynı adı taşıyan veya aynı mahlası kullanan altı şair daha varmış. Pir Sultan’ı araştırmaya başlayınca bunu öğrendim. Onları tek bir şair gibi görmek birtakım kuşkulara yol açıyor. Bunları Pir Sultan geleneği ve çatısı altında toplamaya çalışmak da, bu gibi kuşkuları gidermeye yetmiyor. Pir Sultan asıldıktan sonra, onun methiyesini yapan çok şiirlerin ve beyitlerin mahlası Pir Sultan Abdal diye geçiyor. Fakat beyitlerin ifadesinde ve lisanında rahatlıkla Pir’in olmadığı belli oluyor. Tasavvuf beyitleri ve şiirleri açısından “Pir Sultan” bir marka olduğunu düşünecek olursak, bu nedenle onun adına yazıldıklarını daha iyi anlamış oluruz.
Bir dost bulamadım gün akşam oldu
Seyyah olup şu âlemi gezerim
Bir dost bulamadım gün akşam oldu
Kendi efkârımca okuryazarım
Bir dost bulamadım gün akşam oldu
İki elim kalkmaz oldu dizimden
Bilmem emelimden bilmem özümden
Akıttım kanlı yaşlar iki gözümden
Bir dost bulamadım gün akşam oldu
Yine boranlandı dağların başı
Akıttım gözümden kan ile yaşı
Emaneti alır ol veren kişi
Bir dost bulamadım gün akşam oldu
Bozuk şu cihanın Pergeri bozuk
Yazıktır şu geçen ömrüme yazık
Tükendi daneler kalmadı azık
Bir dost bulamadım gün akşam oldu
Pir Sultan’ım eydür ummana dalam
Gidenler gelmedi haberi alam
Abdal oldum çullar giydim bir zaman
Bir dost bulamadım gün akşam oldu
Fatiha Suresine getirilen yorum
Pir Sultan Abdal veya Abdal Pir Sultan adına, tasavvuf ehlince Fatiha Süresine getirilen yorum.
Elham dülillah geldik Dünya’ya
Rabbi âlemisin bütün cihana
Er-rahmanu rahim secdemdir sana
Malikül yevmeddin hükmün âleme
İyyâke nabudu hasların hası
İyyâke nesteyin Gönlümün varı
İhdinas sıratül-müstakim göster didarı
Sıratel-lezine bağlanıp verdik ikrarı
Enamte aleyhim ceddim ya Ali
Gayrıl mağdubi gönlümün varı
Aleyhimme yoluna koydum serimi
Veled-dalin deyip açtım elimi
Pir Sultan’ım ikrar vermiş yoluna
Fatiha süresi indi senin şanına
İlim şehrin olan birlik kapına
Kısmet buymuş geldim Hak divanına
… meydana geldik
Aşk ile yürüdük bir Pire geldik
Muhammed cemalin seyrana geldik
Muhabbet narına yanmaya geldik
Zatını görmeye meydana geldik
Mert olanlar ikrar eder canana
Erenler yolunda gelir meydana
Şükür Mevla’ya sırrı yezdana
Mansur’un Darında erkâna geldik
On iki İmam dır ulu şahımız
Muhammed Ali’ye çıkar yolumuz
On dört masum bizim padişahımız
Hidayet bahrında dâr çekmeye geldik
Pir Sultan edelim Yezid’e lânet
Mürşidin eteğin tutmuşuz elbet
Ali evladına okuruz rahmet
Şahı’mın cemalin görmeye geldik
Yine bir Mürşide varmadan olmaz
Gönül ne durursun elden geldikçe
Yine bir Mürşide varmadan olmaz
Aman Mürvet deyüp sürsen yüzünü
Yine bir Mürşide varmadan olmaz
Mürşidini bulur gezen arayı
Kırkların dârında bulur çareyi
Ne kadar okursan akla karayı
Yine bir Mürşide varmadan olmaz
Bu dünyada sen çok yaşlar yaşarsın
Bilip dört kitabın dersin açarsın
Her harfine bin bir mana verirsin
Yine bir Mürşide varmadan olmaz
Halil Kâbe yaptı oldu ya delil
Vardı varan kaldı varmayan melül
Muhammed’e rehber oldu Cebrail
Yine bir Mürşide varmadan olmaz
Pir Sultanım bu durakta dur dedi
Hazreti Muhammed Ali er dedi
Mürşide varmayanın işi zor dedi
Yine bir Mürşide varmadan olmaz
Bir Horasan Piri Olarak Pir Sultan
Pir Sultan Abdal’ı çok iyi bir şekilde araştıracak olursanız! Osmanlı zulmüne karşı giriştiği direniş! Ehlibeyt inancına yaptığı hizmetin yanında çok küçük kalır. Çünkü o Horasan Pir’lerinden bir Pir’dir. Horasan’da, Erdebil Dergâhında yetiştirilen Pir’lerden biridir. Rum diyarına, Ehlibeyt inancını yaymak için gönderildi. Aynen; Şeyh Ali Sultan, Sarı Saltık, Gül Baba, Abdal Musa ve daha niceleri gibi Rum diyarına gönderilenlerdendir. Pir Sultan da Osmanlı’nın içine gönderilmiştir. Oda Banaz’a dergâhını kurmuş, Pir olarak orada hizmet vermiştir. Dikkat edecek olursanız! Pir Sultan, Şah İsmail zamanında Rum diyarına gelmiş. Şah İsmail’in oğlu “Tahmasb” zamanında yaşamıştır. Dergâha bağlı olduğunu birçok beyitlerinde açıkça söylüyor.
Erdebil Dergâhını kuran, Şah İsmail’in büyük dedelerinden Seyyid Firuz ve devamında Şeyh Safiyüddin dir. En az Şah İsmail’den üç yüz yıl evvel kurulmuş ve kurulduğu günden, Şah İsmail zamanına kadar Seyid soyundan Pir yetiştirip, Rum diyarına ve Balkanlara, “Horasan Pir’leri” ismi altında gönderilmiştir.
Pir Sultan’ım der ki üçler yediler
Kırklar ’da anda hazır dediler
Bağdat’ı Basra’yı verdi dediler
Aslı nedir Pir’im, niye verdin Bağdat’ı
Horasan’da kalktı sökün eyledi
Elesti deminin yeli geliyor
Horasan Pir’leri akın eyledi
Boşandı Kevser’in seli geliyor
Yürüyüş eyledi Urum üstüne
Ali nesli güzel İmam geliyor
İnip temenna eylerim destine
Ali nesli güzel Şah’ım geliyor
Meydana çıkar görünü, görünü
Kimse bilmez evliyanın sırrını
Koca Haydar Şah’ı cihan torunu
Ali nesli güzel İmam geliyor
Dördüncü dörtlükte adı geçen Koca Haydar, Şah İsmail’in Babasıdır. Şah Tahmasb ise, Koca Haydar’ın torunu ve Şah İsmail’in oğludur. Şah İsmail 1514’de Çaldıran savaşında Yavuz’a yenildikten sonra uzun yıllar yaşamaz. Ölümünden sonra, Oğlu Tahmasb Dergâhın başına geçer. 1566 yılında Osmanlı Padişahı Kanuni ile yapılan savaşta yenilir. Bağdat ve Basra o savaşta Osmanlıların eline geçer. Ondan sonrada Safavi devleti ağır, ağır çökmeye başlar. Erdebil Dergâhı kapanır, Horasan Erleri denilen bir kimse de Rum diyarına gelmez.
Kaynak: Seyit Derviş Tur, Erkânname – Aleviliğin İslam Yorumu ve Alevi Erkânları, genişletilmiş 3. baskı (ISBN 975-6791-52-7).
Alevilik üzerine diğer yazılar
İnanç ve erkân
- Alevilik Nedir? (ana sayfa)
- Kızılbaş Ne Demek? Kimlere Alevi Denir?
- Alevi İnancında Dört Kapı Kırk Makam
- İkrar Nedir, Kimden Kaldı?
- İslam ve Alevi İnancı
- İslam Kelimesinin Anlamı ve Tahribatı
- Alevi İnancında Kadının Yeri
- On Dört Masum-u Pak ve On Yedi Kemerbest
Cem ve erkânlar
- Cem Nedir? Cem Evi, Cem Kuralları ve On İki Hizmet
- Semah Nedir? Semah’ın Kutsallığı
- Musahiplik Nedir, Kimden Kaldı?
- Görgü Erkânı (Görgü Cemi)
- Alevilerde Cenaze Erkânı
- Alevilerde Nikâh Erkânı
- Düşkünlük Nedir?
Bayramlar, oruçlar ve kutsal günler
On İki İmam
- On İki İmam kimlerdir?
- Hz. Ali
- İmam Hasan
- İmam Hüseyin
- İmam Zeynel Abidin
- İmam Muhammed Bakır
- İmam Cafer-i Sadık
- İmam Musa-i Kâzım
- İmam Rıza
- İmam Muhammed Taki
- İmam Ali Naki
- İmam Hasan Askeri
- İmam Mehdi
Yedi Ulu Ozan
- Yedi Ulu Ozan kimlerdir?
- Seyyid Nesimi
- Şah İsmail Hatayi
- Fuzuli
- Yemini
- Virani
- Kul Himmet
- Noksani Baba
Tarih: Ehlibeyt, Gadir Hum ve Kerbela
Kitaplar ve Avrupa’da Alevi örgütlenmesi
Deutsch: Alevitentum: Grundlagen, Glaube und zentrale Begriffe · Geschichte der Aleviten-Organisation in Deutschland
Yazar hakkında: Seyit Derviş Tur Dede
1936’da Erzincan Çayırlı Başköy’de, Babamansur (Şah Mansur) Ocağı’na mensup bir seyyid ailesinde doğdu. Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu’nun (AABF) öncülü olan Alevi Cemaatleri Federasyonu’nun kurucularından ve ilk genel başkanıdır (1990–1993). 1994–2003 yılları arasında federasyon bünyesindeki Dedeler Kurulu’na başkanlık etti. Erkânname (2002) ve Avrupa’da İlk Alevi Yapılanması (2016) kitaplarının yazarıdır; çalışmaları Martin Sökefeld, Zeynel Gül, Burak Gümüş ve Bülent Keleş gibi araştırmacıların akademik yayınlarında kaynak gösterilmektedir.