Kısaca: Görgü Erkânı (görgü cemi), musahip olmuş çiftlerin kendi istekleriyle toplum huzurunda sorgulanıp aklanmasıdır; Alevi deyişiyle “ölmeden evvel ölmek”tir. Seyit Derviş Tur Dede bu erkânı bir “halk mahkemesi” olarak tanımlar: Talip kul hakkını bu dünyada öder, herkesten razılık alır ve ikrarını yeniler. Bu sayfada biat (ikrar) anlayışı, görgü öncesi hazırlıklar, dört tarikat selamı, yemin, tövbe ve gülbanklarla erkânın tüm aşamaları anlatılmaktadır.
Aşağıdaki metin, Seyit Derviş Tur Dede’nin Erkânname kitabından alınmıştır. Genel bir giriş için: Alevilik nedir?
İçindekiler
Yargı ve Sorgu Bölümü
Anadolu Aleviliğinde, “El ele, el hakka” diye bir sistem vardır. Bu sistemde her Seyidi saadet, evladı Resul olan ocaklar, birbirlerine ikrar vermişler ve birbirlerinin ellerini öpmüşler. Talip olan diğer aşiretler de, bu sistem ile kendilerine Mürşit’ini, Pir’ini, Rehber’ini belirlemişler. Böyle bir durumda herkesin Mürşidi, Pir’i, Rehber’i her sene köye gelirdi, kendi talibinin görgüsünü, sorgusunu yapardı.
Fakat zaman ve şartlar değişti, bu ortamda her sene taliplerinin durumlarını kontrol eden, Ikrarlık Erkânını, Görgü Erkânını, Düşkünlük Erkânını yapacak Dede, hemen hemen hiç kalmadı diyebiliriz. Hat’ta bu ikrar bağları büyük bir oranla ortadan kalkmış denilebilir. Elbette ki, azınlıkta dahi olsa, bu ikrar bağlarını devam ettirenler vardır. Onları saygı ile anıyoruz. Onlar kendi Dede’leri ile bu erkânlarını yürütebilirler. Onların haricinde, çoğunlukta olan, ikrar bağları kopmuş, birbirlerini kaybetmiş toplumlar için şu önerimiz var: “Gönül kalsın, yol kalmasın” düşüncesi ile kendi yaşadığı yörede, tanıdığı, bildiği, bu erkânları yerine getiren bir evladı Resul Dede’ye teslim olup, yola talip olmalarında, görülmelerinde hiçbir sakınca yoktur.
Musahiplik Erkânın ’da, Kur’an’da olan “Biat” kelimesinin karşılığı, Alevi teriminde “İkrar” olarak ifade edildiğini kısaca anlatmıştık.
Biat ne demektir? İnanıp iman etmek ve sonsuza kadar bağlı kalmak, bütün emirlerine ve gösterdiği doğru yola sadık kalacağına söz vermektir.
Birinci Biat (İkrar)
Hava ve ateşten yaratılan cinlerin, perilerin, melaikelerin ruhlarının Tanrı huzurunda toplanıp, Allah’ın birliğini tanımalarına, kabul edip ikrar vermelerine “Elestübezm, Kaalü-Beli” denir. Bu eyleme birinci “Biat” derler.
İkinci Biat (İkrar)
Tanrı yarattığı evrene, kendi adına vekil kıldığı Âdemoğlunu egemen etmek istedi. Bunun için başlangıç olarak Âdem Aleyhisselam’ı topraktan yarattı.
Hac Suresi’nin 5.ayeti: “Tanrı en güzel yarattığı Âdem’e, meleklerin ve cinlerin secde (Biat) etmelerini emir etti.”
Bakara Suresi’nin 33. ve 34. ayetleri gereği, Meleklerin ve cinlerin, Âdem’i Tanrı vekili olarak kabul etmelerine ve Âdeme secde etmelerine “ikinci Biat” denir. Alevi inancının temel felsefesini bu ikinci “Biat” (İkrar) oluşturur.
Biat, hiç bir zaman Âdem’e bağlı olarak kalmamıştır. Hz. Muhammed’e üç kere biat edilmiştir. Birinci Akabe biati, ikinci Akabe biati, üçüncü Hüdeybiye biatları ki bu olaylar biatin devamlı olduğunu kanıtlayan olaylardır. Biatin Hz. Muhammed’e yapılması ve ondan sonra da layık olanlara yapılmasını Kur’an-ı Kerim’de açıkça şöyle ifade ediliyor:
Maide Suresi’nin 35. Ayeti : “Ey inananlar! Allah’tan sakının, ona ulaşmaya yol (Delil) arayın. Onun yolunda cihat edin ki, kurtulasınız.”
Şura Suresi’nin 23. ayeti: “Ey habibim! De ki: Ben size getirdiğim bu Hak din için, sizden hiç bir ücret istemiyorum. Yalnız ve yalnız Ehli Beytime bağlılığınızı (Biatınızı) istiyorum”.
İşte bu inançta olan Aleviler, peygamber soyundan gelen olgun bir Pir’e bağlanmakla doğru yolda olduklarına inanırlar.
Hz. Muhammed’e Yapılan Biatlar
Birinci Akabe Biatı
Mekke’de, miladi tarih 621 yılında gece yapılmıştır. Yedi kadın, beş erkek katılmışlar. Tamamı önceden Müslüman olmuş kimselerdi. Kadınların çokluğundan ötürü, bu olaya “Biatun Nisa” denilmiştir. Bu konuda Mümtahine Suresi’nin 12’nci ayeti şu emri vermiştir: “Ey Habibim! İnanmış kadınlar, Allah’a hiç bir ortak koşmamak, hırsızlık yapmamak, zina etmemek, çocuklarını öldürmemek, başkasının çocuğunu sahiplenmemek, kocasına isnatta bulunmamak ve uygun olanı işlemekten, sana karşı gelmemek şartıyla, sana biat etmek üzere geldikleri zaman, onları kabul et. Onlara Allah’tan bağışlama dile. Doğrusu Allah, bağışlayandır, acıyandır.”
İkinci Akabe Biatı
Medine’de, miladi tarih 622 yılında gece vakti yapılmıştır. Bu biata kırk sekiz kişi katılmıştır. Biatın düzenli olması için, içlerinde 12 kişi nakip hizmetine seçilmiştir. Biata katılanların tamamı iman etmiş müminler ve Müslimlerdi. Bu biat ’ta çoğunluk erkeklerdendi. Burada Fetih süresinin 10’uncu ayeti gelmişti. “Ey Muhammed! Şüphesiz sana baş eğerek ellerini verenler, Allah’a baş eğip el vermiş sayılırlar. Allah’ın eli onların eli üstündedir. Verdiği bu sözden (İkrardan) dönen, ancak kendi aleyhine dönmüş olur. Allah’a verdiği sözü yerine getirene, Allah büyük nimet verecektir.” Bu biat ‘ta Tevella ve Teberra yemini de yapılmıştır. Erkanlarımızdaki 12 hizmet ve cemlerimizin gece yapılması ve buna benzer kurallar, bu ikinci biat erkânından kalmadır.
Üçüncü Hüdeybiye Biatı
Hz. Muhammed, Miladi tarih 628 yılında Kâbe’yi ziyaret etmek için Mekke’ye gider. Ebu Sufyan ordusu, Hz. Muhammed’i Mekke’ye sokmaz. Hz. Muhammed de Mekke yakınında “Hüdeybiye” denen yerde konaklar. Ebu Süfyan’a elçi gönderir ’ki, yalnız Kâbe’yi ziyaret edeceklerini ve sonra dönüp gideceklerini bildirir. Fakat Ebu Süfyan, buna izin vermez. Birbirlerine elçi göndermekle hayli zaman kaybederler. Sonunda Hz. Muhammed, Ebu Süfya’nın akrabası olan, henüz Halife olmayan Osman’ı elçi olarak gönderir. Osman, üç beş gün geri gelmeyince, Hz Muhammed’in etrafındaki insanlardan bazı olumsuz dedikodular başlar.
Hz. Muhammed, bu olumsuzluklara meydan vermemek için oradaki insanlardan sonsuza kadar beraber olacaklarına, savaşta ve barışta birlikte olacaklarına yemin ettirerek biatlarını alır. Bu bir ikrar demektir, söz vermektir. Bu biat Hüdeybiye ’de Sidre ağacının altında alınmıştır. Ağaç altında alınan bu biat ‘ta el yerine ağaç dalı kullanılmıştır. Bu nedenle, bu biat’a “Secere’i Rıdvan Biat’ı” denir. Bu biat ‘ta da “Tevella, Teberra” yemini yapılmıştır. Bu biat’a 1524 kişi katılmıştır ve gündüz yapılmıştır. Buraya katılanların tamamı erkektir. Bu olaydan sonra, Fetih Suresi’nin 19’uncu ayeti gelir. Bu ayet şöyle der: “Ey Muhammed! Allah’a inananlardan, ağaç altında sana baş eğerek el verirlerken, ant olsun ki, Allah onlardan hoşnut olmuştur. Gönüllerinde olanı bilmiş, onlara güvenlik vermiş, onlara yakın bir zafer ve ele geçirecekleri bol ganimetler bahşetmiştir. Allah güçlü olandır. Allah hâkim olandır.”
Dedelerimizin görgü erkânında kullandıkları “Tarık ile görgü” bu Biat tan kalma bir kuraldır. Hz. Muhammed’e yapılan bu biata da “Üçüncü Biat” denir. Bu kutsallaşan Sidre ağacını her sene aynı günde ziyaret eden Ehli Beyt yandaşlarının ziyaretlerini engellemek için ikinci Halife Ömer, ağacı yerinden söküp çıkartmıştır. Toprağı işleterek yerini belirsiz etmiştir. Yorumunu okurlarıma bırakıyorum.
Alevi inancına göre birinci Biat: Musahiplik Erkânında ikrar verip talip olmaktır. İkinci Biat: Talip olanlar Görgü Erkânında, ikrar verip kendini yargılatıp aklatmaktır.
Görgü: “Ölmeden evvel ölmek”
Musahip Erkânında ikrar verip, tevella, teberra yemini yapan, tariki müstakime talip olan musahip çiftler, bir zaman sonra isterlerse kendi istekleri ile yine aynı Pir’e müracaat ederler ve “Biz görülüp aklanmak istiyoruz” derler. Bunun anlamı beraber yaşadığı toplum içerisinde, kendi istek ve arzuları ile kendilerini yargılatıp sorgulatmaktır. Alevi inancında bu olaya, “Ölmeden evvel ölmek” demektir. İnancımıza göre beraber yaşadığımız insanların içerisinde bilerek veya bilmeyerek her kime zararımız veya kötülüğümüz dokunmuş ise, uğramış olduğu zararları varsa ödemektir. İncinmiş gönülleri düzeltmektir. Bir daha yapmamak üzere, hepsinden özür dileyerek razılık almaktır. Yine şunu söylemekte fayda var: Musahiplik Erkan’ında ve görgü Erkan’ında geçmiş olan talip, sorgu sualini bu dünyada vermiş olur. Hakkın huzuruna kul hakkı ile gitmek istemez. Tertemiz gitmek ister.
Çünkü Alevi inancında, Allah’tan sonra en yüksek derecede olan insandır. İnsanın kavrayabilmesi, düşünebilmesi, geliştirebilmesi, yaratabilmesi, insanı yücelten özelliğidir. Onun için temel amaç, insana mutluluk vermek, insana saygılı olmak, insanlık yararına uğraşmaktır. İnsana hizmet etmek, Hakk’a hizmet etmek demektir. Bütün dört kutsal kitap da insanın insana faydalı olmasını, iyilikte bulunmasını emrediyor ve mükâfatlandırıyor. İnsanın insana zarar vermesini, kötülük yapmasını da cezalandırıyor. Hz. Ali’nin, güzel bir sözü bunu çok açık olarak anlatıyor: “Kul, kuldan razı olmazsa, Tanrı kuldan razı olmaz.” Bu düşünce inancımızın ana temelidir.
Alevi terimi ile buna, Görgü Erkânında halk mahkemesi denir. En ilerici yönü de, insanın kendi istemi ile kendini yargılatıp sorgulatmasıdır. Bugün hiçbir hukuk sisteminde uygulanmayan ve uygulanacağını da düşünemeyeceğimiz bu sistemi, yine inandığımız bu erkânımız getirmiştir. Takdir edilecek tarafı da, bu mahkemelerin kurulması, cezaların uygulanma sistemi, sanığın kendi isteği ile talepte bulunması ve uygulanmasıdır. Bu sistem gün gelecek ki, vazgeçilmez bir sistem olacaktır. Bu sistemi kuran ve bugüne kadar yaşatan o insanların koydukları bu kurallar, bugün en çağdaş hukuk sisteminde dahi uygulanamıyor veya uygulanma sistemini kuramıyor. Şöyle bir düşünecek olursanız, 14 yüzyıl evvel bu erkânı kuranların ve bugüne kadar yaşatanların mezar taşlarının önünde saygıyla eğilmek gerekir. Artık söylenecek hiçbir söz yoktur. Biz dönelim yine kendi konumuz olan Görgü Erkânı ’na.
Birkaç yıl evvelden musahiplik ikrarı vermiş, tevella, teberra yemini yapmış, eline, diline, beline sahip olacağına yemin etmiş, Muhammed-Ali’nin yoluna talip olmuş çiftler, bu geçen zaman içerisinde kendi kendilerini kontrol altında tutarlar. Bir yanlışlık yapıp da kimsenin hakkını, haksız yere gasp etmemeye çalışırlar. Bir komşunun veya bir başka canın gönlünü kırmamaya uğraşırlar. Yalan, gıybet, kin, tema, husumet gibi kötü huylardan kendilerini arındırmaya çalışırlar ki, tarikat kapısından Görgü Erkânı ‘na girebilsinler ve kendilerini yargılatıp aklatabilsinler.
İşte bu hazırlığı yapan musahip çiftler, evvela dört can bir araya gelir, kendi aralarında kendilerini sorgularlar. Bu kendi kendilerini sorgulamada, kendilerini aklatacaklarına kanaat getirirlerse, o zaman önceden onların Musahiplik Erkânını yürüten Pir’e, yani kendi dedelerine gidip müracaat ederler. Eğer o Pir, Hakk’a göçmüşse, onun yerine bakan bir Pir varsa ona müracaat ederler.
Öyle bir Pir yoksa Musahiplik Erkan’ında kendilerine Rehberlik yapan Dede’yi bulur, ona müracaat ederler. Müracaat ettikleri Pir kim olursa olsun, Görgü ve Yargı Erkânını yürütecek görülmüş, aklanmış, bilgi ve birikim bakımından o kutsal makama oturacak vasıflara sahip olması şarttır. Bu vasıfları üzerinde toplayan ve erkânı yürütecek Pir, kendisine yargılanmak ve aklanmak için teslim olmaya gelen talipleri, Musahiplik Erkânında Rehberlik yapan Dede’ye, araştırıp soruşturulması için teslim eder. Eğer o Rehber, Hakk’a göçmüş veya uzak bir memlekete gitmiş ise ve gelmesi de olanaksızsa, Pir, kendi güvendiği, rehberlik görevini yerine getirecek, bir başka evladı Resul soyundan olan Dede’ye bu görevi verebilir. Teslim ettiği talipleri araştırması için de talimatta bulunur.
Görgü Erkânı’nın Yürütülmesi İçin Yapılan Ön Hazırlıklar
Musahiplik Erkânında yola ikrar verip talip olmak var. Görgü Erkânında talip olmuşların, toplum karşısında kendilerini yargılatıp aklatmaları var. Musahiplik Erkânında, olağan üstü bir olay yoksa Rehber adayları alıp üçüncü şâhısa götürmez. Cem evine toplanan cemaate sorarlar. Görgü Erkânında Rehber, talipleri hak sahibi olanlara götürür, helallık alır. Diğer kapı komşu hakkı da, ceme toplanan cemaatten sorulur.
Rehber, Pir’i de yanına alarak birlikte teslim aldığı talipleri, evvela musahiplerden birinin evinde veya kendi evinde dara çeker. Kendilerine, “Dar gelin doğru söyleyin, günahınızı beyan eyleyin, aldığınız varsa verin, döktüğünüz varsa doldurun, kırdığınız varsa yapın, ağlattığınız varsa güldürün. İkrar verip talip olduğunuz günden bu tarafa, dost gönlünü incittiniz mi? Dilinizdeki bize, gönlünüzdeki size, Hak Muhammed Ali yolunda yargılanıp aklanmak istiyorsanız, bilinenleri ve bilinmeyenleri hepsini söylemek mecburiyetindesiniz. Bu darda, bu yolda yalan söyleyenin derdine derman yoktur, bunu bilesiniz. Bu yolumuz demirden leblebi, ateşten gömlektir. Ölmeden evvel hesabını vermektir. Gelme, gelme, dönme, dönme, gelenin malı, dönenin canı” diyerek, nasihatte bulunur.
Alevi inancına göre bu darda yalan söyleyenin derdine derman yoktur. Yargılanıp aklanmak için dara duran talipler biliyorlar ki, bu darda yalan söylenmez. Bütün bilinen veya bilinmeyen yanlışlıklarını itiraf ederlerse ve bu yanlışlıklarından dolayı herkesten razılık alırlarsa günahlarının af olacağına inanırlar. Onun için o ana kadar bilinenleri ve kendilerinde sır olarak kalan bilinmeyenleri de o irfan meydanında, Pir huzurunda itiraf ederler. Bu ilk sorgulama, Pir’in, Rehber’in, Mürşit’in ve görülmüş, aklanmış kâmil kişilerin içinde yapılır. Çünkü bu meydanda, talibin neler itiraf edeceği bilinmez. En ağır bir suç da olsa, ehli kâmil cemaatin içerisinde eleştiri görmez. Dedi kodu olmaz. Özellikle itiraf ettiği için takdirle karşılanır. Suçunu itiraf eden talip, her kime karşı suç işlemiş ise ismini vererek anlatır.
Pirler meclisi, bu talibi alır o kapıya götürürler, haksızlığa uğramış insandan özür dilerler. Maddi bir zararı olmuşsa ödettirirler ve o insandan razılık alırlar. İşte dünyanın en çağdaş hukukunun henüz yapamadığını, bizim inancımız ve yolumuz, 14 yüzyıldır bu sistemi devam ettiriyor. Bu sistem, yapılan kötülükleri ortadan kaldırarak insanlar arasına dostluğu, barışı, kardeşçe yaşamayı getiriyor. Her iki musahip için de aynı işlem yapılır. Bütün sorunlar ilk sorgulama zamanı içinde çözülür. Görgü anında cemaate gelen insanlardan da, kapı komşu hakkı sorulur, varsa ufak tefek kırgınlıklar ortadan kaldırılır.
Buraya kadar, hep görülmek isteyen taliplerin işledikleri suçların nasıl ve ne şekilde ortadan kaldırılacağını ele aldık. Bir de insanlar arasında yapılan suçların ve hataların ters yüzüne bakalım. Görülüp aklanmak isteyen musahip çiftlerin biri, bir başka kişi veya kişiler tarafından haksızlığa uğramış, hakaret görmüş veya malı gasp edilmiş olabilir. Bu sebepten görülecek musahipler haklı oldukları halde, o kişiler ile dargınlar, küskünler ve konuşmuyorlar. Birinci sorgu sırasında, dardayken bunu da anlatmak zorundalar ve anlattıklarını kabul ettiğimizi varsayalım. Bu durum karşısında Rehber’in ve Pir’in, nasıl bir davranışta bulunmaları gerekiyor, ona bakalım.
Bu haksızlığı yapan kişi veya kişiler, aynı muhitte veya hısım akraba iseler, eskiden beri bir arada oturup yaşayan, aynı çevrenin ve aynı toplumun insanları ise ve bundan sonra da yine bir arada birlikte yaşayacaklarsa, böyle bir durum karşısında Rehber’in kendisi o kişilere gider. Onlar ile de konuşur. Ve onları da dinler. Onların haksızlık yaptıkları bu kişinin, şimdi toplum karşısında görülüp aklanmak üzere, Görgü Erkânı ‘na gireceğini söyler. Rehber der ki: “Aranızda olan meseleden, kendisinin hiç bir suçu olmasa da, sizler ile dargın olarak bu yola girmesi inancımız gereği olanaksızdır” diye anlatır.
“Onun için, sizleri barıştırıp bu dargınlığı da ortadan kaldırmak zorundayız” diye izahatta bulunur. Ciddi bir mesele varsa, onları alır, musahiplerin olduğu eve getirir. Orada hepsini birlikte tekrar dara çeker ve yüz yüze konuşturur. Gönül kırıcı dedikodu gibi mesele ise, haksız görülen tarafı, haklı olan tarafa özür dilettirir ve barıştırır. Eğer görülmek üzere olan musahip, maddi olarak zarara uğratılmış ise, karşı tarafın zararı karşılaması talep edilir. Karşı tarafın bu zararı karşılayacak gücü yoksa kendi arzu ve isteği ile ölmeden evvel sorgu sualini vermeye hazırlanan can, bu alacağından vazgeçerek barışmak zorunda kalır. Yapılmış olan haksızlık maddi değil de, bir iftira veya namus meselesi ise, karşı taraf halen haksız olduğu halde, inatla barışmamaya ısrar ediyorsa, kapısına gelen Pir’in ve Rehber’in nüfusunu kırıyorsa, o haksız insana belirli bir zaman tanıyarak, toplumdan dışlanması sağlanır.
Görülmek isteyen Musahiplerin haklılığına Pir ve Rehber kanaat getirirlerse, başka da bir müşkülleri yoksa onları yolundan geri bırakmazlar. Bir deyimle yargılanıp görülmelerine engel olunmaz. Haksızlık yapan karşı taraf eğer Alevi inancını taşımıyorsa, başka yabancı inanca sahipse, onun da kapısına aynen gidilir. Bizim Alevi inancı anlatılır ve onlara da barışmaları önerilir. Haksızlık yapan yabancı barışmak istemezse, Musahipler tarafının haklı oldukları belli olursa. bu ve buna benzer olaylar Musahiplerin yargılanıp görülmelerine engel değildir.
Kendi istek ve arzuları ile kendilerini yargılatıp aklatmak isteyen musahip çiftlerin, evvelden yapmış oldukları herhangi bir suçları meydana çıkarsa, bunlara toplum karşısında, bir daha aynı suçu işlememek üzere yemin ve tövbe ettirilir. Yine toplumun yararlanacağı caydırıcı cezalar verilir. Bu cezalar, zamana, şartlara, toplumun olanaklarına uygun olarak verilir. Bu ceza sistemini, Düşkünlük Erkânında genişçe ele alacağız.
Pirler ve ehli kâmil insanlar arasında yapılan sorgu sual sırasında verilmiş cezalar varsa, bir gün sonra yapılacak “Cem Erkânı” sırasında da görülecek çiftlerden şikâyetçi olan olursa, o anda verilecek cezalar, toplum ile birlikte karara bağlanır. Toplum huzurunda işleme konulur.
Görgü Erkânı’nın Yürütülmesi
Görgü Erkânı ‘nın cemi yapıldığı gün, ön hazırlıklar, 12 hizmetlerin yerine getirilmesinden cemin birlenmesine kadar, ibadet cemi arasında hiç bir değişiklik yoktur. Aynen birinci erkânda (ibadet ceminde) ve Musahiplik Erkânında yapıldığı gibi ön hizmetler yapılır.
Tarikat aptesti, bütün Erkanlarda aynı şekilde alınır ve dualar da değişmez. Rehber, bu hizmeti bitirdikten sonra pir huzuruna getireceği musahip çiftlere, Musahiplik Erkânında olmayan, ölüm sırasında mevtaya kullanılan, patiska bezden kesilen, yakasız gömleği aynen keser ve giydirir. Rehber, kendisi de bir tane giyer. Musahiplik Erkânında yapıldığı gibi kemerbest ederek boyunlarına tığbent bağlar. Musahiplik Erkânında olan aynı sistem ile cem evinin kapısının önüne gidilir. Bu zamana kadar Pir makamında oturan Dede de, bütün hizmetleri bitirmiş, cemi birlemiş, birinci münacatı yapmış ve rehberin gelmesini beklemektedir.
Rehber, cem evinin kapısında duran kapıcıya, “Hüü erenler, Hak Muhammed Ali yolunda yargılanıp aklanmak isteyen musahip çiftler vardır, içeriye girmeye destur var mıdır?” Kapıcı, “Allah eyvallah” der, kapıyı açar. Gözcüye, Pir makamına haber vermesini söyler. Gözcü, Pir huzuruna gelir. “Hayır, himmet Pir’im, kapıda yargılanıp aklanmak için gelen musahip çiftler bekliyor. Himmet buyurursanız huzura gelmek isterler.” diyerek, Pir’e haber vermiş olur.
Post Dedesi Pir, “Hüü erenler marifete, edep erkân mümine nişan” der. Gelen musahipler arasında yol ehli yaşlı, evladı Resul varsa, cemaati ayağa kaldırır. Öyle bir kimse yoksa cemaate dizde kıyamla oturmalarını işaret eder.
Rehber, kapının sağ yan eşiğine, “Allah, Muhammed Ya Ali!” diyerek bir niyaz eder. “Destur Ya Allah!” der, sağ ayağı ile içeri tarafa adımını atarak cem evine girmiş olur. Rehberin arkasından musahipler de teker teker aynı şekilde içeriye girerler. Hep birlikte kapının arkasından, teslimiyet anlamını taşıyan, ayaklar mühürlü, başlar öne eğik, rehber ve canlar sağ el kalbin üzerinde, sol el aşağı sarkık vaziyette, bacılar, her iki el çapraz durumda göğüste, parmak uçları omuzlara gelecek şekilde, Peyman’ca durumunda dar vaziyeti alırlar.
Rehber, “Hüü Erenler! Eli erde, yüzü yerde, özü darda, Hak Muhammed Ali yolunda, erenler meydanında, Pir divanında. Canı kurban, teni tercüman, Ehli Beyt ’in dostuna dost, düşmanına düşman olmak kavliyle. Yalın ayak, baş açık, malı ile varı ile koç kuzulu kurbanları ile Hakk’a teslim olmak için, Nesimi gibi yüzülüp, Mansur gibi asılıp, Fazlı gibi dünya yükünden kurtulmak isterler. Himmeti Pir’e niyaz etmeye destur var mıdır?”
Pir, buna karşılık olarak “Kademiniz mübarek olsun, Hak Muhammed Ali yardımcınız olsun! Geldiğiniz yolda, durduğunuz darda emekleriniz boşa gitmesin! Gece gündüz zikir ehli, ağzı dualı, tövbe etmiş, nefsini öldürmüş, erenlerin, evliyaların katarına, didarına nail eylesin!” der. Bu cevap müsaade verildi anlamındadır. Rehber ve yargılanacak musahipler, “Allah eyvallah” diyerek ellerine niyaz ederler. Rehber, Pir huzuruna gelmesi için dört defa tarikat selamı vererek gelecektir.
Dört tarikat selamı
- Birinci selam: Rehber, “Esselamu Aleyküm Ey Şeriat Erenleri” diyerek, hep birlikte bir adım ileriye atarlar ve yine aynı dar vaziyeti alırlar. Pir, verilen bu tarikat selamlarının karşılığında, her seferinde, “Aleyküm Selam, ey Hakk’a Teslim Olmak İsteyenler” diyerek cevap verir.
- İkinci selam: Rehber, “Esselamu Aleyküm Ey Tarikat Derviş’leri” diyerek bir adım daha ileriye gelirler. Pir, aynı şekilde selamı alır.
- Üçüncü selam: Rehber, “Esselamu Aleyküm Ey Marifet Kâmilleri” diyerek bir adım daha ileriye gelirler. Pir, yine aynı şekilde selamı alır.
- Dördüncü selam: Rehber, “Esselamu Aleyküm Ey Hakikat Pirleri” diyerek daha evvelden dua ile serilen seccadenin üzerine gelmiş olurlar. Pir, bu son selamı, teslim oldukları hak postunun üzerine geldikleri için, “Aleyküm Selam Ey Hakk’ın Rızasını Kazanmak İçin Hakk’a Teslim Olanlar” diyecektir. Çünkü ilk selamlarda geliyorlardı, son selamda, teslim oldukları Hak postunun üzerine gelmişlerdi. Verilecek cevap onların teslim olduklarını ifade edecektir.
Rehber, tarikat selamlarını verip görgü seccadesinin üzerinde pir huzurunda darda iken getirdiği musahipleri, Pir’e teslim etmek için tekrar şu himmeti diler:
Rehber! “Hüü erenler hayır himmet, Allah’ın emri ile Kur’an-ı Kerim’in bildirisi üzere, Hak Muhammed Ali yolunda, erenler meydanında, Pir Divanında, canı kurban, teni tercüman. Ehli Beyt ‘in dostuna dost, düşmanına düşman olmak kavliyle. Hatemül Enbiya Muhammed Mustafa ile Şahı velayet Ali ’yel Murtaza’nın, Kırklar Cem’inde bize miras bıraktıkları Tarik-i Müstakime girmeye. Özleri darda, yüzleri yerde, varı ile malı ile canı ile bu yola baş koymuş. Tövbe ederek, yargılanıp aklanmak isteyen dört musahip can, Pir’in hayır himmetini niyaz ederler. Allah eyvallah, himmet Pirden dir. Gerçeğe hüü!” deyip darda biraz öne eğilerek pirin vereceği nasihati ve gülbankı beklerler.
Pir, evvela bir salavat getirir. Ondan sonra, “Ey tarikat yolcuları! Kur’an-ı Kerim’in Kaaf Suresi’nin 16. ayeti diyor ki: “Ant olsun ki insanı biz yarattık. Nefsinin kendisine ne fısıldadığını biliriz. Biz ona şah damarından daha yakınız.” Aynı Sure’nin 17. ve 18. ayetleri: “Sağında ve solunda oturan, her davranışını yazan iki melek vardır.” 19. Ayeti: “Ey insanoğlu! Senin öteden beri korkup kaçtığın ölüm, bir gün gelecektir.” 20. Ayeti: “Sura üfürülür. İşte o gelecekte söz verilen gündür.” 21. Ayeti: “Her can kendisi ile beraber, bir rehber ve bir şahidi ile gelecektir.” 22. Ayeti: “Ona ant olsun ki sen bundan gafildin. İşte senden gaflet perdesini kaldırdık, bu gün artık bütün hakikatleri göreceksin.” 23. Ayeti: “Yanındaki melek, işte bu yanımdakinin defteridir diyecektir.”
Tövbe Suresi’nin 112. Ayeti: “Ey Muhammed! Allah’a tövbe eden, kullukta bulunan, onu öven, onun yolunda mücadele veren, rükû ve secde eden, uygun olanı buyurup, fenalığı yasak eden ve Allah’ın yasalarını koruyan müminlere müjdeler olsun.” 119. Ayeti: “Ey inananlar! Allah’tan sakının ve doğrular ile beraber olun.”
Ey tarikat yolcuları! Kur’an-ı Kerim’de beyanı açıkça ortadadır. Allah her yaptığınızı, her düşündüğünüzü gören ve bilendir. Size şah damarınızdan daha yakın olmasının anlamı; Mümin kullarının gönlünü mekân tutmasıdır. Her kul, şahidi ve öncüsü dediği yol göstericisi Pir, Rehber ve Mürşit ile huzura alınacaktır deyimi, Alevi inancında bir Pir’e bağlanıp irşat olmak demektir. İşte geldiğiniz yol, durduğunuz dar, Kur’an’ın emridir.
Hakk’ın Âdem’de tecelli ettiğinin nişaneleri
Alevi inancında, Hakk’ın Âdem’den tecelli ettiğine inanıyoruz. Hakk’ın Âdem’den tecelli ettiğinin nişaneleri nelerdir?” diyerek, Pir, Rehber’e sormaya başlar.
- Pir: “Başında ne var?” Rehber: “Taç ile devlet.”
- Pir: “Kulağında ne var?” Rehber: “Şepperi Şüpper.”
- Pir: “Dilinde ne var?” Rehber: “Lalu gevher.”
- Pir: “Yüzünde ne var?” Rehber: “Hakk’ın nuru.”
- Pir: “Kaşında ne var?” Rehber: “Kalemi kudret.”
- Pir: “Gözünde ne var?” Rehber: “Işığı Hak.”
- Pir: “Burnunda ne var?” Rehber: “Miski amber.”
- Pir: “Kalbinde ne var?” Rehber: “Mekânı Hak.”
- Pir: “Belinde ne var?” Rehber: “Kemeribest.”
- Pir: “Elinde ne var?” Rehber: “Pençeyi Ali aba.”
- Pir: “Dizinde ne var?” Rehber: “Secdeyi Hak.”
- Pir: “Ayağında ne var?” Rehber: “Menzili Muhammed.”
Hakk’ın Âdem’de olan bu nişaneleri beyan edildikten sonra Rehber, “Hayır Himmet Pir’im” der ve tek başına Pir postuna bir niyaz eder. Tığ bentlerin uçlarını Pir’in eline verir.
Pir’in Erkânı Yürütmesi
Pir, “Hak laa ilahe ilallah, Hak birsin Muhammed’e Resulullah, Ali-yen Veli’yullah, Ehli Beyt-i Keremullah, Mürşidi Kâmilullah, şefaat kıl Ya Resulullah!” der. Tığbentleri, görülecek musahiplerin boyunlarından çözer, “Tevella–Teberra” gülbank’ını okur:
“Bismi şah Allah, Allah! Tevellanız, teberranız Hakk’a yazıla, tevellanız temiz, yüzünüz ak ola! Belinize bağlanan tevella nişanesi olan kemerleriniz, Cebrail Aleyhi Selam’ın, Hz. Muhammed’in beline bağladığı ikrar kemeri ola! Hz. Muhammed’in Kırklar Cem’inde, kırk parçaya bölünen imamesinden bağlanan kemerler ola! Emeğiniz boşa gitmeye, hizmetiniz yüce Allah’ın dergâhı makamında kabul ola! Gerçeğe Hüü Mümine ya Ali!” der, Tığbentleri bellerine bağlayarak ikinci defa kemeribest eder.
Rehber, bu kemeribest’ ten sonra, Pir’den hayır himmet ister. Yere bir niyaz ederler, Birlikte Nesimi darında dizde otururlar. Rehber, tekrar bir niyaz daha yapar, ön taraftan çıkar. Erkek musahiplerin arkasında orta yerde aynen dizde oturur ve sağ elini musahibin birinin sırtına, diğer elini de, diğer musahibin sırtına koyarak bekler.
Pir’in nasihati
Pir, “Ey tarikat yolcuları! Gelme, gelme, dönme, dönme, gelenin malı dönenin canı, riya ile ibadet, şirk ile taat olmaz. Bu yol demirden leblebi, ateşten gömlektir. Döktüğün varsa doldur, ağlattığın varsa güldür. Yıktığın varsa yap. Yalan söyleme, haram yeme, zina etme. Elin ile koymadığın şeyi alma. Gözün ile görmediğine, gördüm deme. Duymadığına duydum deme. Emanete ihanetlik etme. Tartıda hile yapma. Yetim hakkına el sürme. Yalancı yere şahitlik etme. Kul hakkını üzerinde bırakma. Ölmeden evvel hesabını ver ki, huzuru mahşere alnın açık, yüzün ak olarak gidebilesin. Kul kuldan razı olursa, Allah kuldan razı olur, bunu bilesiniz. Yapmış olduklarınıza tövbe edin.
Bakara Suresi 118. ayeti bakın ne diyor: “Dünya ne kadar geniş olsa da, günahkârın nefsi kendini sıkıştırınca, gönülden tövbe ederse, tövbeleri kabul olur”.
Ey Tarik-i Müstakime talip olanlar! Bu girdiğiniz yolumuz zordur, çetindir. Fakat bütün zorluklarına rağmen, temiz toplum yaratmak için bir eşi ve benzeri henüz olmayan Erkanlarımız, en güzel değerlerimizdir. Bu güzel Erkanlarımız, insan haklarına değer veren, insanca yaşama yolunu gösteren, yaratıcının yarattığı her kuldan tek beklentisidir.”
Cemaatten razılık alınması
Pir, cemaate dönerek, “Ey Cem erenleri! Özürleri dillerinde, günahları ellerinde, Hak Muhammed Ali yoluna, 12 İmam divanına, İmam Cafer Sadık erkânına talip olmaya gelen, “Mutu Kalbe Ente Mutu” (Ölmeden evvel ölmek) sırrına ermek isteyen dört musahip canlarımız, bu irfan meydanının rıza kapısında gönül almaya gelmişler. Bunlardan alacaklı olan, hakaret gören, incinmiş olan istekli varsa, bu irfan meydanında herkes hakkını istesin. Dile gelin, ileri gelin, istekliler isteklerinde bulunsunlar.” Cemaatin içinde istekli çıkarsa Pir, istekliyi dinler. Suç isnat edilen musahip canı, gerekirse şahitleri dinler. Cemaate sorar, birlikte suç derecesine göre yine topluma yararlı olan caydırıcı ceza verilir.
Eğer istekli yoksa herkes razılık versin ki, Hak Muhammed Ali’nin erkânı yürüsün. “Ey cemaat, siz bu canları nasıl bilirsiniz?” Cemaat topluca, “İyi biliriz, biz razıyız, Allah da onlardan razı olsun” derlerse problem kalmaz. Eğer davacı çıkan olursa, Pir, o meydanda o problemi de çözer. Muhakkak barış sağlanır, helallık alınır, görgü devam eder.
Bakın Bakara Suresi’nin 280. ve 281. ayetleri, bu alacak verecek hakkında neler söylüyor: 280. ayeti: “Borçlu darda ise, eli genişleyinceye kadar ona mühlet verin. Ödeyemeyecek durumda ise, bilmiş olasınız ki, borcu bağışlamanız sizin için daha hayırlıdır.” 281. ayet: “Allah’a döneceğiniz vakit, sonra haksızlığa uğramadan herkesin kazancının kendisine eksiksiz verileceği günden korkun.” Bunun anlamı: Alınacak olan meblağ, alacaklıyı sıkıntıya sokmuyorsa, ödeyecek olan kişinin de ödeme gücü yoksa bağışlamak hepsinden hayırlıdır ve sevaptır.
Pir, “Ey tarikat yolcuları! Geldiğiniz Hak yoludur. Durduğunuz Hak divanıdır. Hak, cesedinize can verdi, kalbinize iman verdi. Dar gelin, doğru söyleyin, günahınızı beyan eyleyin. Dilinizdeki bize, kalbinizdeki size, bilinenleri bildik, razılık aldık. Bilinmeyenleri siz ve yüce Allah biliyor. Böyle bir yük sırtınızda varsa, indirin bu hak meydanında, hamı has edelim. Sizi size, sizi Allah’a teslim edeceğiz. Öyle edin ki, emeğiniz boşa gitmesin, eli boş, yüzü kara divana gitmeyesiniz” dedikten sonra, Pir, yüksek sesle bir salavat getirir. Ondan sonra yemin ettirir. İkrar vermiş olan musahip canlar, her sorunun karşılığında cevap olarak, “Allah Eyvallah” diyerek sağ omzuna niyaz keserler. Bunun anlamı: Dilim ile tasdik, gönlüm ile iman edip kabul ediyorum demektir.
Yemin
- Pir, “Bismi Şah Allah, Allah! Ey Hak yolunun yolcuları! Musahipliğiniz bağlandığı günden bugüne, akdinize sadık kaldınız mı? Verdiğiniz ikrara sadık mısınız?” Görülenler, “Allah eyvallah!”
- Pir, “Ey Hak yolunun yolcuları! Allah’ı bir, Hz. Muhammed’i hak Peygamber, Hz. Ali’yi Veli-yullah bildiğinize iman ve ikrar ediyor musunuz?” Görülenler, “Allah eyvallah!”
- Pir, “Ey Hak yolunun yolcuları! Mürşit buyruğu, Pir nefesi, Rehber’in nutku, hak mıdır?” Görülenler, “Allah eyvallah!”
- Pir, “Ey Hak yolunun yolcuları! Dört kapı kırk makam hak mıdır?” Görülenler, “Allah eyvallah!”
- Pir, “Ey Hak yolunun yolcuları! Kur’an-ı Kerim ve İmam Cafer buyruğu hak mıdır?” Görülenler, “Allah eyvallah!”
- Pir, “Ey Hak yolunun yolcuları! Ehli Beyt ve onların soyu 12 İmamların imamlığına inanıp iman ediyor musunuz?” Görülenler, “Allah eyvallah!”
- Pir, “Ey Hak yolunun yolcuları! Muharrem orucu, yası matem hak mıdır?” Görülenler, “Allah eyvallah!”
- Pir, “Ey Hak yolunun yolcuları! Muhammed Ali’yi ve Ehli Beyti seveni sevmek, “Tevella” sevmeyeni sevmemek “Teberra” etmeye inanıp iman ediyor musunuz?” Görülenler, “Allah eyvallah!”
- Pir, “Ey Hak yolunun yolcuları! 48 Cuma hak mıdır?” Görülenler, “Allah eyvallah!”
Pir, “Ey Hak yolunun yolcuları! Gittiğiniz yol Muhammed Ali’nin yoludur, durduğunuz Mansur darıdır. Bu darda gönülden tövbe ederseniz tövbeniz kabul olur. Bakın tövbe Suresi’nin 112’inci ayeti, Tahrim Suresi’nin 8’inci ayetinin ortak anlamı şunu emrediyor: “Ey inananlar! Yürekten tövbe eder, Allah’a dönerseniz, Allah affedicidir. Bütün kötülüklerinizi örter ve affeder.”
Tövbe ve teslimiyet
Pir, bir salavat getirir, bir tevhit okur ve ondan sonra, “Benim ile beraber tövbe edeceksiniz”, der ve başlar: “Bismi Şah Allah, Allah! Tövbe günahımıza estağfurullah, elimizle, dilimizle, belimizle işlediğimiz günahlarımıza tövbe estağfurullah. Kalbimizle, cemi azamızla işlediğimiz günahlarımıza tövbe estağfurullah. İsyanımıza tövbe estağfurullah.” diyerek tövbe ettirir.
Pir, “Ey cem erenleri! Bu erenler meydanında, Pir divanında, bu kutsal emre uyup, mahşer günü gelmeden hesaplarını vermek isteyen, malıyla, canıyla, varıyla Hak Muhammed Ali yoluna ikrar veren, yemin eden canlarımızın, yaptıkları ahtı Peyman’ına verdikleri ikrarına, Allah için şahit misiniz?” Cemaat, “Biz şahidiz, Allah da şahit olsun.” der. Pir, “Allah da sizden razı olsun.” diyerek cevap verir.
Pir, bunu üç defa cemaate sorar. Ondan sonra, “Ber cemali Muhammed, kemali İmam Hasan, İmam Hüseyin, Ali-yel Muhammed’e verelim salavat” der, cemaatle beraber; “Allahumme salli ala seyidine Muhammed ve ala Ali seyidine Muhammed” diyerek salavat getirir.
Görülecek musahipler, Pir’in önünde dizde otururken yere bir niyaz ederler ve öne eğilerek secde vaziyeti alırlar. Pir, sağ eli ile en baştaki yaşlı olan musahibin sağ elini tutar. Talip sol eli ile de pirin eteğini tutar. Buna, ”Destideman Teslimi İman” derler. Anlamı: Bütün varıyla teslim olmaktır. Talip, pirin önünde secde halindeyken teslim olduklarını ifade eden bu dörtlüğü söyler:
Can-ı dilden bel bağladım evliya erkânına
Hamdülillah gene durdum pirin divanına
El- aman sığındım Erenler lütfu ihsanına
Bu yolda canım kurban pirimin fermanına
Allah eyvallah, nefes pirdendir.
Talip bu dörtlüğü söyledikten sonra pir, tekrar bir salavat getirir ve arkasına, “Vela Havle Vela Kuvvete, İlla BillaH Ali-Yul Azim” der, talipleri secdeden kaldırır. Secdeden doğrulan musahip canlar birbirleri ile görüşüp şu cümleyi söyleyerek helallik alırlar: “Aramızda Yedik İçtik, Konduk Göçtük, Ahİret Hakkınızı Helal Edin” diyerek birbirinden helallık almış olurlar.
Kefenin örtülmesi ve gülbank
Görülen musahipler, dört can yan yana pirin önünde, başlarını pirin dizine koyacak şekilde secdeye gelirler. Verilen nasihat için “Allah eyvallah”, yapılacak dua için “Allah, Allah” diyerek secdede beklerler.
Pir, yanında hazırlanmış kefenlik bezi alır, üç tekbir getirerek üzerlerine örter. Bir kalıp kullanılmamış sabun, bir tane kullanılmamış makas, kefenin üzerine tekbir getirerek indirir. Sağ elini, başta olan musahibin belinin ortasına koyar. Önce Kur’an-ı Kerim’de ayetleri ve şu gülbankı okur.
Fetih Suresi 10. Ayeti: “Ey Muhammed! Şüphesiz sana baş eğerek ellerini verenler, Allah’a baş eğip el vermiş sayılırlar. Allah’ın eli onların elleri üstündedir. Verdiği bu sözden dönen ancak kendi aleyhine dönmüş olur. Allah verdiği sözü yerine getirene, ikrarında durana, büyük ecir ve mükâfat vardır”. 18. ve 19. ayetleri: “Allah! Ağacın altında sana el verip biat edenlerden hoşnut olmuştur. Kalplerindeki gerçek imanı bildiğinden, üzerlerine sabır ve güvence indirmiştir. Onları yakın zamanda elde edecekleri ganimetle mükâfatlandıracaktır.”
Nisa Suresi’nin 33. ayeti: “Anne babanızın ve yakınlarınızın size bıraktıkları mallardan, her birine sizleri varis kıldık. Kendileri ile yeminleştiğiniz, (ikrar verip musahip olduğunuz) kimselere de hisselerini verin. Allah her şeye şahittir”. Pir, tekrar bir salavat getirir ve sonra şu gülbankı okumaya devam eder.
“Bismi Şah Allah, Allah! Ey yerleri gökleri yaratan yüce Allah’ım! Cebrail Aleyhüselamın, Mikail Aleyhüselamın, İsrafil Aleyhüselamın, Azrail Aleyhüselamın hürmetine, yatan şehitlerin menzillerini mübarek kıl, ahiretlerini hayırlı getir! Âdem’i Safuyullah, Nuh-u Naciyullah, İbrahim-i Halilullah, İsmail-i Teslimullah, Musa’yı Kelamullah, İsa’yı Ruhullah, Muhammed’i Habibullah, Ali ‘yel Veli’yullah, Ehli Beyti Keremullah, mürşidi kâmilullah yüzü suyu hürmetine, şimdiye kadar yapmış oldukları hataları, günahları affeyle! Tövbelerini kabul eyle Ya Rabbim! 3’lerin, 5’lerin, 7’lerin, 12 İmamların, 14 Masumu Pakların, 17 Kemeri Bestlerin, 40’ların Hayır himmetlerini, Sefayı nazarlarını üzerlerinden eksik etme Ya Rabbim!
Esselatu vesselamu aleyke ya Muhammed Mustafa.
Esselatu vesselemu aleyke ya Ali-yun Veli’yullah.
Esselatu vesselamu aleyke ya Hatice-tül Kibriya.
Esselatu vesselamu aleyke ya Fatima-tül Zöhre.
Esselatu vesselamu aleyke ya Hasan-ul Müçteba.
Esselatu vesselamu aleyke ya Hüseyin-i deşti Kerbela.
Esselatu vesselamu aleyke ya İmam Zeynel’i aba.
Esselatu vesselamu aleyke ya Muhammed Bakır Baha.
Esselatu vesselamu aleyke ya İmam Caferi Sadık.
Esselatu vesselamu aleyke ya Musa’yı Kazım.
Esselatu vesselamu aleyke ya İmam Rıza.
Esselatu vesselamu aleyke ya Muhammed Taki.
Esselatu vesselamu aleyke ya Ali-yel el Naki.
Esselatu vesselamu aleyke ya İmam Hasan-ül Askeri.
Esselatu vesselamu aleyke ya Mehdi Sahibi Zaman.
Esselatu vesselamu aleyke ya Hünkâr Hacı Bektaş Veli.
Alla hu Ekber, Alla hu Ekber, Alla hu Ekber, laa ilahe ilallah valla hu Ekber, Alla hu Ekber velillahil hamd. Hak laa ilahe ilallah Muhammed’e Resul ullah Ali ’yen Veli-yullah, şefaat kıl ya Resulullah. Edrikni ya Ali, edrikni ya Ali, edrikni ya Ali! Geldiğiniz yolda, durduğunuz darda, secde ettiğiniz pir meydanında, yüce Allah emeklerinizi boşa vermesin! Ehli Beyt ‘in katarından, didarından sizleri ayırmasın! Ber cemali Muhammed, kemali İmam Hasan, İmam Hüseyin, Ali ’yün Muhammed’e verelim candan salavat. Allahumme salli ala seyidine Muhammed ve ala Ali seyidine Muhammed”, der ve devam eder:
“Elif Allah, Mim Muhammed, Cim Cebrail, B. İmam’ı Ali! Kırklardan kaldı bu inancın erkânın yolu. Mümine farz oldu Ehlibeyt sırrı. Ey yüce Allah’ım! Bu canlara nasip olsun Muhammed Ali’nin nuru. Hal erenler halidir, yol Erenler yoludur, gafil olmayın müminler, gelen üstat elidir. Tacı devlet, kemeri best, hakikatte ol türap, Hak yolunda, Hak bilir, Hak görürüm. Desturu Şahı Velayet ’ten alırım.”
Pir, “Ya Allah, ya Muhammed, ya Ali!” diyerek, sağ eli ile birinci baştaki musahibin belinin ortasına vurup, başına doğru sıvazlayarak çeker. Musahiplerin hepsine aynı şekilde üçer defa vurarak sırtını sıvazlar. Bacılara gayet hafiften vurulur.
Musahiplerin hepsi bu erkândan geçtikten sonra, Pir, “Lafeta illa Ali, la Seyfe illa Zülfikar, dergâhı bariye kayıt olsun, yatan şehitler uyansın!” der. Yine bir salavat getirerek üzerlerindeki kefeni toplar. Görülen talipler, pire bir niyaz ederler, dizde Nesimi darında dururlar.
Pir, “Ey talip! Yüce Allah, cesedine can verdi, söylemeye dil verdi, görmeye göz verdi, işitmeye kulak verdi, tutmaya el verdi, yürümeye ayak verdi. Dar gel, doğru söyle, ne gördün, ne işittin?” Talipler, “Hak cemali gördük, Hak kelamı işittik” diye cevap verirler.
Pir, “Ey talip! Miraç’ın mübarek, ikrarın hayırlı olsun! Biz seni senden aldık, yine sana teslim ediyoruz. Sen, sana sahip ol. İkrarına sadık kal.” der. Hemen rehber gelir, musahip çiftlerin önüne düşer. Evvela pirden başlayarak niyaz edilir ve bütün cem sakinleri ile görüşülür. Herkes, “Miracınız mübarek olsun, kademiniz hayırlı olsun,” diyerek tebrik eder. Görüşme bittikten sonra rehber ile birlikte tekrar dâr’a dururlar. Rehber, şu tercümeyi okur.
“Erkânım Cafer’idir yolum Muhammed Ali
Pirimiz üstadımız Hünkâr Hacı Bektaş Veli
Hak deyip el bağladık ikrar verdik bu yola
Mürşidim oldu Muhammed Rehberimdir Murtaza
Hizmetimiz tamam oldu ver Pirim bize dua
Allah eyvallah nefes pirdendir.”
Pirin verdiği dua: “Allah, Allah! Hizmetiniz kabul olsun! Hak Muhammed Ali yardımcınız olsun! Hızır yoldaşınız olsun! Emekleriniz boşa gitmesin! Hizmetinizden şefaat bulasınız! Siz bu Muhammed Ali’nin Tarık’ı Müstakimine ikrar verip talip oldunuz. Hak Muhammed Ali de, sizin vücudunuza hastalık, gönlünüze keder vermesin! Ahirinizi hayırlı getirsin! Şaşırıp düşürmesin, doğruluktan, doğru yoldan ayırmasın! Namerde muhtaç etmesin! Dilden dileğinizi, gönülden muradınızı versin! Dil bizden, nefes pirden, yardım Hakk’tan olsun! Gerçeğe hüü mümine ya Ali!”
Kurban, cemin sonu ve ertesi sabah
Eski köy erkânlarında bu ortamda kurbanlar canlı olarak meydana getirilirdi. Fakat Musahiplik Erkânında belirttiğimiz gibi cem yapılan yer müsaitse, Musahiplik Erkânında yazılı olduğu gibi, kurban Erkânı aynen yürütülür, tekbirlerde ve dualarda değişiklik yoktur. Eğer müsait değilse, kurbanlar bir gün evvelinden, Rehber veya Pir tarafından tekbirlenerek kesilir. Cemde erkân yerini bulsun diye, pişirilmiş etler getirilir. Pir, tekrar tekbir ve duasını yapar. Kurban hizmetleri bittikten sonra pir, daha evvelden birlemiş olduğu cemin ibadet bölümüne devam eder.
Görgüden geçen musahip çiftler, yakasız gömleklerini çıkartmadan ön halkada dizde, Nesimi darında, cem bitinceye kadar birlikte ibadet ederler. Cemi bitirip, mührünü açan Pir, yakasız gömlek üzerinde olan görülmüş talipleri, tekrar Mansur darına alır. Şu gülbankı okuyarak yakasız gömlekleri üzerinden çıkartır.
Pir, bir tekbir ve bir salavat getirir. “Miracınız mübarek olsun, Hacınız kabul olsun, kademiniz hayırlı olsun! Hak Muhammed Ali yolunda, erenler meydanında, Pir divanında yargılanıp sorgulandınız. Yüce Allah, sizleri tekrar yargılayıp sorgulamasın! Tövbelerinizi kabul etsin! Günahlarınızı affetsin! Emekleriniz boşa gitmesin! Evrenin yaratıcısı yüce Allah, dilden dileğinizi, gönülden muradınızı versin! Gerçeğe hüü mümine ya Ali!” der, yakasız gömlekleri çıkartır.
Cemin ibadet bölümü bitmiş, yakasız gömlekler çıkartılmış, sıra lokmaların yenilmesine gelmiştir. Lokmalar ve kurbanlar Musahiplik erkânında yazıldığı gibi aynı sistem üzere yenir ve Dede sofra duasını verir. Ondan sonra hizmet sahiplerine dua verilir. Artık cem bitmiştir. Dede, “Durana, gidene koysuz gıybet siz baş yastığa koyanın demine hüü” deyip, herkesin evine gitmesine müsaade eder. Erkân da böylece sona ermiş oluyor.
Görülen musahipler ertesi sabah, erkân kurbanının etinden bir sofra hazırlarlar. Pir’i, Mürşidi, Rehber’i oraya davet ederler veya pirin bulunduğu eve giderek orada sofrayı hazırlarlar. Pir, görülen canlara ve bacılara, kurban etinden birer lokma verir ve kendilerine şu nasihatte bulunur:
Pir, “Evlatlarım! Siz bugünden sonra, günlük yaşantınızda, oturmanızda, kalkmanızda, insan ilişkilerinizde daha sabırlı ve daha dikkatli olmalısınız. Toplum içerisinde, iyilikten yana örnek olmalısınız. Bu tarikat kapısında kendinizi yetiştirip, marifet kapısında irfan meydanı açmalısınız. Şaka ile olsa dahi, yalana teşebbüs etmemelisiniz. Bugüne kadar yaptıklarınıza tövbe ettiniz. Bundan sonra yapmayacağınıza ikrar verdiniz. İkrar verip, ikrarında durmayanların hali haraptır. Akdine vefa göstermeyen, kendi aleyhine dönmüş olur. Hak Muhammed Ali yardımcınız olsun! Sizleri doğruluktan, doğru yoldan ayırmasın! Gönlünüze sabır ve iman bolluğu versin! Siz musahipler, eskisinden daha fazla birbirinizin yardımına koşmalısınız. Birbirinize karşı, saygı ve sevgide kusur etmemeye çalışmalısınız. Birbirinize karşı kırıcı sözler söylemekten sakınmalısınız. Her zaman, her yerde birbirinizi korumalısınız. Çünkü Allah’ın emrine göre, bir ana bir babadan olan kardeşlerden birbirinize daha yakınsınız. Seneye bu zaman sizi daha iyi görmek için, sizi size, sizi Allah’a emanet ediyorum.” diye nasihatte bulunur. Görülen canlar ve ikrar veren musahipler, yolumuzun gereği Pir, Mürşit, Rehber lokmasını münasip gördükleri ve güçleri yettiği oranda, ellerine alırlar. Evdeki diğer insanlarla beraber, özlerini dara çekerek dualarını alırlar, lokmalarını verirler. Bu erkân da böylece tamamlanmış olur.
Kaynak: Seyit Derviş Tur, Erkânname – Aleviliğin İslam Yorumu ve Alevi Erkânları, genişletilmiş 3. baskı (ISBN 975-6791-52-7).
Alevilik üzerine diğer yazılar
İnanç ve erkân
- Alevilik Nedir? (ana sayfa)
- Kızılbaş Ne Demek? Kimlere Alevi Denir?
- Alevi İnancında Dört Kapı Kırk Makam
- İkrar Nedir, Kimden Kaldı?
- İslam ve Alevi İnancı
- İslam Kelimesinin Anlamı ve Tahribatı
- Alevi İnancında Kadının Yeri
- On Dört Masum-u Pak ve On Yedi Kemerbest
Cem ve erkânlar
- Cem Nedir? Cem Evi, Cem Kuralları ve On İki Hizmet
- Semah Nedir? Semah’ın Kutsallığı
- Musahiplik Nedir, Kimden Kaldı?
- Alevilerde Cenaze Erkânı
- Alevilerde Nikâh Erkânı
- Düşkünlük Nedir?
Bayramlar, oruçlar ve kutsal günler
On İki İmam
- On İki İmam kimlerdir?
- Hz. Ali
- İmam Hasan
- İmam Hüseyin
- İmam Zeynel Abidin
- İmam Muhammed Bakır
- İmam Cafer-i Sadık
- İmam Musa-i Kâzım
- İmam Rıza
- İmam Muhammed Taki
- İmam Ali Naki
- İmam Hasan Askeri
- İmam Mehdi
Yedi Ulu Ozan
- Yedi Ulu Ozan kimlerdir?
- Seyyid Nesimi
- Şah İsmail Hatayi
- Fuzuli
- Yemini
- Virani
- Pir Sultan Abdal
- Kul Himmet
- Noksani Baba
Tarih: Ehlibeyt, Gadir Hum ve Kerbela
Kitaplar ve Avrupa’da Alevi örgütlenmesi
Deutsch: Alevitentum: Grundlagen, Glaube und zentrale Begriffe · Geschichte der Aleviten-Organisation in Deutschland
Yazar hakkında: Seyit Derviş Tur Dede
1936’da Erzincan Çayırlı Başköy’de, Babamansur (Şah Mansur) Ocağı’na mensup bir seyyid ailesinde doğdu. Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu’nun (AABF) öncülü olan Alevi Cemaatleri Federasyonu’nun kurucularından ve ilk genel başkanıdır (1990–1993). 1994–2003 yılları arasında federasyon bünyesindeki Dedeler Kurulu’na başkanlık etti. Erkânname (2002) ve Avrupa’da İlk Alevi Yapılanması (2016) kitaplarının yazarıdır; çalışmaları Martin Sökefeld, Zeynel Gül, Burak Gümüş ve Bülent Keleş gibi araştırmacıların akademik yayınlarında kaynak gösterilmektedir.