Seyyid Nesimi Kimdir? Hayatı, Hurufilik ve Şiirleri

Kısaca: Seyyid Nesimi (1345–1417), Alevi-Bektaşi geleneğinin Yedi Ulu Ozanı’ndan ilki ve Türk edebiyatında Hurufiliği benimseyen ilk şairdir. Fazlullah Naimi’nin müridi olan Nesimi, “Enel Hak” inancını Hallac-ı Mansur’un izinde sürdürmüş ve Halep’te derisi yüzülerek idam edilmiştir. Bu sayfada Seyit Derviş Tur Dede’nin anlatımıyla hayatı ve şiirlerinden seçmeler yer almaktadır.

Aşağıdaki metin, Seyit Derviş Tur Dede’nin Erkânname kitabından alınmıştır. Genel bir giriş için: Alevilik nedir?

Seyyid Nesimi Kimdir? (1345 – 1417)

Ünü tüm İslam âleminde yaygın olan, özellikle de Alevi-Bektaşi toplumunda kutsal bir ozan olarak bilinmektedir. Sevgi ve saygı ile anılan Seyit İmamed din Nesimi’nin yaşantısı hakkında belgelere dayalı kesin bir bilgi yoktur. 13’üncü yüzyılın ikinci yarsında, 14’üncü yüzyılın birinci yarısında yaşadığı bilinir. Bir ismi de Seyit Ali Nesimi’dir. Ahenkli, inançlı ve heyecanlı şiirleriyle tasavvufi inancı büyük bir yetenekle anlatmaktadır.

Mürşidi Fazlullah Naimi ve Hurufilik

Seyit Nesimi’yi anlatırken, onun Mürşidi Şeyh Feyzullah Neimi’den anlatmamak bir eksiklik olur. Şeyh Feyzullah Neimi; büyük bir Azerbaycan âlimi imiş. “Cavidan Name, Erşname, Dövme name, Muhabbet-name, Vasiyetname gibi değerli eserleri günümüze kadar varlıklarını korumaktalar.

Bu güçlü şairin yaşantısı konusunda bilgi veren kaynaklar sanıldığından azdır. Nesimi’nin yaşantısının ilk yıllarında, nasıl bir eğitim gördüğü bilinmemektedir. Nesimi, tasavvuf edebiyatının en aydın şairlerinden biri olmakla beraber, edebiyat tarihinde Hurufiliği benimseyen ilk şairdir. Seyit Nesimi, Feyzullah Hurufi’nin “Cavidan Name’sinden etkilenmiş, Hurufiliğe esrarlı ve felsefi anlam ve nitelik veren şiirler yazmıştır.

Bu şiirlerde Hurufilik anlatımı, Alevi inancı ve tasavvuf felsefesine paralel bir doğrultuda büyük bir coşku ile işlenmiştir. Nesimi’ye göre, Allah Kunt’u kenz (gizli hazine) halinde iken, mutlak olan, sonsuz olan güzelliğini görünür hale getirdi. Bu âlem içinde insan, Tanrıyla birleşerek, Tanrı’nın güzelliğini yansıtır. İnsanın gönlünü anlatan sestir. Ses ise insanda söz olarak gerçekleşir. Bu itibarla, Allah’ın ilk görünüşü “Kelam” Kur’an oldu. Kelam olarak ortaya çıkışı harflerle belirlendi. Böylece Allah’ın diğer bir tecellisi olan kâmil insanın cemalinde Kur’an’ın 28 harfi görüntüsünü vererek, Allah’ın Nur’unun kâmil insanın cemalinden görüldüğünü savunur.

Nesimi şiirlerini, inancını yaymak için yazmamış. Düşüncesinin öz benliğinde uyandırdığı, kabına sığmayan heyecanla inanışını açığa vurmuştur. Nesimi duygularını içli bir dille anlatan düzenli bir üslup içinde çağının klasik dilini ve nazım kurallarını ustaca kullanmıştır. Dili açık sade ve anlamlıdır. Bu nedenle Nesimi’nin şiirleri bu gün bile yaygın bir biçimde okunmaktadır. Nesimi’nin Türkçe ve Farsça şiirlerinden oluşan bir divanı vardır.

Nesimi’nin yaşadığı dönemde Ahilik geniş bir şekilde yayılmıştı. Sufilik, Ahiliğin geniş yayılmasında büyük rol oynamıştır. Nesimi, Bakü ve Şirvan’da yaşarken, Timur’un emri ile oğlu Miran şah, Nesimi’yi Nahcivan kalesi saldırılarında beraber gezdirir. O zaman Azerbaycan’da, Ortadoğu ülkelerinde sofizm ve Hurufilik geniş bir şekilde yayılır. Bu fikir, irfan ve iman inancı olan tasavvufa göre, Allah’tan başka varlık yoktur. Kâmil İnsan, Allah’ın Nur’undan kopan bir Nur’dur.

İnsan’ın maddi manevi âlemi Tanrı ile bağlıdır. Sofiler için tarikat Allah’a yaklaşma yoludur. Her insan gönlünün temizliğine göre, bütün canlılardan farklı olarak öz zekâsı ile birlik âlemine erer. Seyit Nesimi’yi anlatan şiirlerini yazıyorum.

Daim Enel Hak söylerem, Hakk’dan çü Mansur olmuşam.
Kimdir beni berdar eden, bu şehre meşhur olmuşam.
Bende sığar iki cihan, ben bu cihana sığmazam.
Gevheri la mekân benim, kevnü mekâna sığmazam.

Doğum Yeri ve Hayatı

Seyit Ali Nesimi’nin doğum yeri ve doğum tarihi hakkında kesin bir bilgiye sahip değiliz. Bazı kaynaklar, Bağdat yakınında Nesimi köyünde doğduğunu yazarlar. Âşık Çelebi’nin kaynaklarında Diyarbakırlı olduğunu yazar. Bursalı Tahir beyin, “Osmanlı müellifleri” kitabında Nusaybin’de doğduğunu yazar. Selman Mümtaz’ın Nesimi divanında, Şirvan’da doğduğunu yazar.

Görülüyor ki, Seyit Nesimi’nin doğum yeri hakkında birleştirilmesi mümkün olmayan söylentiler vardır. Tarihte ünlü kişilerin hemen hepsinde, özellikle doğum yeri konusunda bu tür iddialar vardır. Nesimi nerede doğmuş olursa olsun, şiirlerinin kanıtladığı gerçek, onun Azeri Türkleri içinde Muhammed- Ali soyundan geldiğini, Ehlibeyt inancına bağlı olduğunu kanıtlamaktadır.

Nesimi’nin, İran, Irak, Azerbaycan ve doğu Anadolu’da dolaştığı kesindir. Büyüleyici üslubu ile dinleyenleri etkilediği anlaşılmaktadır. Ününün tüm illerde yayıldığı ve onun düşüncesini benimseyenlerin günden güne çoğalması, hocası olan Feyzullah Hurufi’nin başaramadığı ölçüde inancının yaymasını başarmayı, çeşitli kitaplar yazmaktadır. Kesin bir belge olmamakla beraber, Nesimi’nin ikinci Murat zamanında Konya ve Ankara’ya geldiği, sonrada Hacı Bektaş Dergâhına gittiği söylentiler arasındadır.

Halep’te İdamı

Nesimi’nin görüş ve inancı, Sünni şeriatıyla bağdaşmadığı kesindir. Bir bakıma onlara göre İslamiyet’in kurallarına aykırı düşünceler yayıyor. Onu için Nesimi’yi, dinsizlikle, Kur’an hükümlerine ve şeriat ilkelerine karşı çıkmakla suçladılar. Hilal oğlu Şihabeddin’in verdiği fetva uyarınca, Mısır Hükümdarı Şeyh El-Müeyyed tarafından, “Derisi yüzüle, ölüsü Halep’te 7 gün teşhir edile. Yer, yer bu durum her tarafa duyurula. Sonra vücut uzuvları parçalana, parçaları inandırdığı Zül Kadir oğullarına gönderile” diye, zalimce bir idam emri verilmiştir. İşte 1417 veya 1418 tarihinde görülmedik bir işkence ile şehit edilmiştir.

Louis Massignon, Nesimi’de Hallacı Mansur’un bir devamı olduğunu söyler. Nesimi’ye göre, yaratılışın merkezinde insana yansımış olan Tanrı’nın nuru vardır. İnsan kemâle ererek, nefsini öldürerek, Tanrı ile birliğe ulaşır. Nesimi, kendini Tanrıya adamış bir ruh; Başına gelecek bütün belaları ve musibetleri sadece Tanrı’nın rızasını kazanmak için göğüsleyen bir ruh. Bakın ne diyor:

Gör beni yandırsalar, toprağımı savursalar
Külüm oddan çağırsalar, Settar senden dönmezem

Nesimi’ye Göre İnsan-ı Kâmil ve Vahdet-i Vücud

Nesimi’ye göre iki çeşit dünya insanı vardır. Biri suretten insan, sıreten hayvan. ( Fiziki yapıda insan, ruhsal yapıda hayvan). Bu gibi insanlardan nefret ederim. İkiyüzlü insanlardan nefret ederim der. Nesimi’ye göre bu insanların arısı yalandır, balı zehirdir, gülüşü ateştir insanı yakar. Kemâle ermiş insan, bütün canlılardan farklı olarak, kendi öz zekâsı ile Allah’ın makamına yükselebilir, Ona yapışır, onunla birleşir. Aşk eri odur ki Hakk’ı kendi gönlünde bula. Hulki Mustafa’ya benzeye, huyu Ali’ye benzeye. Deniz gibi derin ola, Toprak gibi turab ola, faydalı ola, Ateş gibi pişirici ola, su gibi duru ola. Seyit Nesimi, Hacı Bektaş Veli’nin, Mevlana’nın, Yunus’un, Kaygusuz Abdal’ın, Abdal Musa’nın ve diğer erenler gibi, Tanrı’nın insanda olduğunu, insani kâmilin Tanrıyla bütünlük gösterdiğini, Kur’an ayetlerine dayanarak ispatlamıştır.

Seyit Nesimi, Tasavvufun ana konusu olan, Vahdet’i Vücuda gelince, Hallacı Mansur’un izini takip etmiştir. Bu düşünce tarzı birçok Mutasavvıfı etkilemiştir. Bu inanç tarzına dayanan yüzlerce beyti vardır. Bunların yüzde doksanı Farsça olduğu için bu günün insanlarının anlaması çok zor. Onun için ben bulabildiğim kadarıyla anlayabileceğimiz Türkçe yazılanları veya Türkçeye çevrilmişlerin bir kaçını yazacağım.

Seyyid Nesimi’nin Şiirleri

Düştü yine deli gönül gözlerinin hayaline
Kim ne bilir bu gönlümün fikri nedir hayali ne
Neylerem ol cenneti içinde didar olmazsa
Koy anı virane kalsın imanla inanç olmazsa

Ya Ali senden medet

Aşk elinden yandı canım ya Ali senden medet
Men garibi biçareyim ya Ali senden medet
Sen mene Lütfü kerem et derdime bir çare kıl
Şah sensin men garibim ya Ali senden medet

Hakk Teâlâ öz nurundan hoş yaratmış şahımı
Kudreti sırrı hüdasın ya Ali senden medet
Kim Muhammed’i, Ali’den ayırtır lanet ona
Lahmike lehmi değil mi ya Ali senden medet

Fatiha Suresinin yorumu

Hoş okursun okuduğun tutmazsan
Elhamdülillaha iman etmezsen
Rabbil Alemi’ne secde kılmazsan
Bismillah arada kalırsın kardaş

İkrar verip ikrarından durmazsan
Er rahmanı rahim nedir bilmezsen
Maliki yevmeddin serden geçmezsen
Iman’ın küfre dönüşür kardaş

İyyake nabüdü sırrına ermezsen
İyyake nestein’e ikrar vermezsen
İhdinas sıratel mustakimi bilmezsen
Zebani den daha betersin kardaş

Sıratellezine bağlı kalmazsan
Enamte aleyhim gönül vermezsen
Gayril mağdubi birlik olmazsan
Tamuda bir od var yanarsın kardaş

Hırsını nefsini eğer yenmezsen
Enemte aleyhim serin vermezsen
Veladdalin âmin elin açmazsan
Teberra gömleğin giyersin kardaş

Nesimi nefsi emare yedi sıfattır
Kovdur, gıybettir, hırstır hasettir
Benlik, tama, şehvet esfel sıfattır
Riyayla menzile ermezsin kardaş

Ben yitirdim ben ararım… kime ne

Ben yitirdim ben ararım o yar benim kime ne
Gâh girerim öz bağıma gül dererim kime ne
Gâh giderim medreseye ders okurum Hakk için
Gâh giderim meyhaneye dem çekerim kime ne

Sofular haram etmişler bu aşkın şarabını
Ben doldurur ben içerim günah benim kime ne
Ben Melâmet hırkasını kendim taktım eynime
Ar, namus şişesini taşa çaldım kime ne

Hocalar secde eder mescidin mihrabına
Pir eşiği kıblegahım yüz sürerim kime ne
Gâh çıkarım gökyüzüne hükmederim âleme
Gâh inerim yeryüzüne seyreder âlem beni

Zahitler diyormuş güzel sevmek pek günah
Ben severim sevdiğimi, günah benim kime ne
Nesimi’ye sordular’ki yarın ile hoşmusun
Hoş olayım olmayayım o yar benim kime ne

Canım meydanda, meydanda

Canım Erenlere kurban
Serim meydanda, meydanda
İkrarım ezelden verdim
Canım meydanda, meydanda

Yanarım yoktur dumanım
Gönlümde yoktur gümanım
Hep senin olsun bütün varım
Varım meydanda, meydanda

Kellem koltuğuma aldım
Kan ettim kapına geldim
Ettiğime pişman oldum
Canım meydanda, meydanda

Münkür rakipden kaçın
Müminim ile hülle biçin
Ben bülbülüm bir gül için
Zarım meydanda, meydanda

Gerçek olan olur gâni
Gâni olan olur Veli
Nesimi’yem yüzün beni
Derim meydanda, meydanda

… gelirem

Ateşi aşkına yaktın özümü
Halil İbrahim’le nardan gelirem
Abı Kevser ile yudun özümü
Kırkların bezminde dar’dan gelirem

Sual eder isen benim sırrımdan
Cümlemizi halk eyledi varından
Yarattı Muhammed Ali nurundan
Hakk ile Hakk olan yerden gelirem

Cebrail çırağın almış eline
Muhabbetle gider dostun iline
Hayranım şakıyan dudu diline
Ridvan kapı açmış şardan gelirem

Teni sual etme ol kuru tendir
Canımın içinde gevheri Hakk’tır
Bu ilmin deryası bahri ummandır
Yolu kolaylayan sırdan gelirem

Mansur ile varıp dara çekildim
Yusuf ile kul oluban satıldım
Ham’da İsa ile göğe çekildim
Musa ile dahi Tur’dan gelirem

Mahkemede sual sordu kadılar
Kitapların orta yere kodular
Sen bu sırrı kimden aldın dediler
Ol ustadan aldım Pir’den gelirem

Kandilden balkıyan dostun nurudur
Akıl ermez ona Hakk’ın sırrıdır
Din Muhammed Ali nurudur
Cennete açılan yoldan gelirem

Nesimi’yem ikrarsızdan ayrıyam
Gerçek Erenlerin gerçek kuluyam
Ali havzasının gonca gülüyem
Münkürden uzak, Hakk’dan gelirem

Hak Teâlâ öz nurundan hoş yaratmış Şahımı

Hak Teâlâ öz nurundan hoş yaratmış Şahımı
Kudret’ü sırrı hüdasın ya Ali senden medet
Aşk ile yandı vucudum ya Ali senden medet
Bir fakir’i derd- mendim ya Ali senden medet

Sen bana lütfi kerem et derdime bir çare kıl
Şah sensin ben gedâyım ya Ali senden medet
Bendei hulki Hasan oldum ezelden tâ-ebed
Nur’i aynı Mustafa’sın ya Ali senden medet

Her Receb ayında, her yıl nice mucize gösterir
Şah Hüseyin’in babası’sın ya Ali senden medet
Bir tavafı kâbeyi Şah’i Horasan sensin böyle bil
Hacer-ül Ekber haç yazıldı ya Ali senden medet

Ey Nesimi sen şirk etme Haktan istersen murad
Cüra-i tevhidi içgil ya Ali senden medet
Şeriatın tarikatın habibine ayni haber kıldi
Muhammed nutkumuz oldu ya Ali senden medet

Ya Muhammed ya Ali

Her dü âlem serverisin ya Muhammed ya Ali
Cümlenin hem mihterisiz ya Muhammed ya Ali
Hadi_i rahman çün sizsiz her dü âlemde bu gün
Zulmetin hem enverisiz ya Muhammed ya Ali

Şanınıza geldi hem tâhâ ve Yasin hel eta
Ved-duhanın defteri’siz ya Muhammed ya Ali
Emri marufun beyanı sizden oldu aşikâr
Nehy işlerden berisiz ya Muhammed ya Ali

Dürri şeh-var ile gevher nutkunuzdur bi güman
Lâ- mekânın cevherisiz ya Muhammed ya Ali
Ol zaman kün kıldınız cümleyi ihyâ eden
Kâinatın Padişahı ya Muhammed ya Ali

Kaynak: Seyit Derviş Tur, Erkânname – Aleviliğin İslam Yorumu ve Alevi Erkânları, genişletilmiş 3. baskı (ISBN 975-6791-52-7).

Yazar hakkında: Seyit Derviş Tur Dede

1936’da Erzincan Çayırlı Başköy’de, Babamansur (Şah Mansur) Ocağı’na mensup bir seyyid ailesinde doğdu. Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu’nun (AABF) öncülü olan Alevi Cemaatleri Federasyonu’nun kurucularından ve ilk genel başkanıdır (1990–1993). 1994–2003 yılları arasında federasyon bünyesindeki Dedeler Kurulu’na başkanlık etti. Erkânname (2002) ve Avrupa’da İlk Alevi Yapılanması (2016) kitaplarının yazarıdır; çalışmaları Martin Sökefeld, Zeynel Gül, Burak Gümüş ve Bülent Keleş gibi araştırmacıların akademik yayınlarında kaynak gösterilmektedir.

Biyografi · Basında ve akademide · Videolar · İletişim