Virani (Viran Abdal) Kimdir? Hayatı, Hurufilik ve Şiirleri

Kısaca: Virani (Viran Abdal), 15. yüzyılın ikinci yarısı ile 16. yüzyıl başında, Balım Sultan devrinde yaşamış ve Alevi geleneğinde Yedi Ulu Ozan’dan biri sayılan ozandır. Yaklaşık üç yüz şiirlik bir divanı vardır; şiirlerinin büyük çoğunluğu Hz. Ali’yi ve On İki İmam’ı över. Bu sayfada Seyit Derviş Tur Dede’nin Virani’nin Hurufilikle ilişkisi ve “Nusayri’yem” şiiri üzerine değerlendirmesi ile şiirlerinden örnekler yer almaktadır.

Aşağıdaki metin, Seyit Derviş Tur Dede’nin Erkânname kitabından alınmıştır. Genel bir giriş için: Alevilik nedir?

Virani Kimdir?

Alevi toplumu içerisinde, yedi ulu ozanlar arasında sayılan ve büyük bir saygıyla anılan değerli bir ozandır. Virani’nin nereli olduğu, hangi tarihte doğduğu ve yaşantısı hakkında kesin bir doyurucu bilgiye sahip değiliz. Viran Abdal mahlası kullanan bu ozanın kendi öz adı bilinmemektedir. Yalnız üç yüz şiirini bir arada toplayan bir divanı olduğunu biliyoruz. Bu divanda da hayatı hakkında fazla bir şey vermiyor.

Virani’nin yazdığı deyişlerde ve şiirlerde Balım Sultan devrinde yaşadığını ve deyişlerinde de Balım Sultan’a bağlılığını ifade ediyor. Makedonya’da bulunan, Balım Sultan’ın yetiştiği Seyyid Ali Sultan Dergâhında hizmet ettiğini ifade ediyor. Şiirlerin verdiği bilgilerden yola çıkarak, 15.Yüzyılın ikinci yarısı ile 16. Yüzyılın başlarında yaşamış olduğu söylenebilir.

Virani Nusayri miydi?

Viranı, bazı yazarların belirttiğine göre, Ali’yi Allah olarak tanıyan “Nusayri” Tarikatına mensup, Nusayri Şairi olarak tanımlarlar. Normalinde Alevi Şairleri Hz. Ali’yi fizik üstü, insan-üstü güçlere sahip olduğunu vurgularlar. Virani’de bu genel eğilimden çok farklı bir anlayış olmamakla beraber, bu inancını açık biçimde ifade etmesi ve hatta şiirinde bu sıfatı sözcük olarak benimsediğini göstermesi, yazarlar üzerinde böyle bir kanı meydana getirmiştir. Aslında Nusayri inancında olan kişiler, Hz. Ali’nin evladı olmadığını ve olmayacağını savunurlar. Hâlbuki Viranı, hemen her şiirinde On İki İmamları, Hacı Bektaş Veli’yi ve onun soyunda gelenleri övmüş, onlara bağlılığını dile getirmiştir. Ancak Virani’nin şiirlerinin tamamına yakın çoğunluğu, Hz. Ali’yi öven ve onu yücelten şiirler oluşturmaktadır.

Virani ve Hurufilik

Virani’nin Hurufi olduğundan da bahsedilir. “Harfler” anlamına gelen “Huruf” sözcüğünden çıkarılan Hurufi deyimi, Allah’ın kelâm suretinde tecellisine ve harflerle belirtilmesine inananlara verilen bir isim olmuştur. Tebrizli Ebu Muhammed’in oğlu Fazl-ullah’ın (1363 -1401) tarihinde ünlü “Cavidan-Name” adlı eserinde, Kur’an’daki harflerin insan siması ile bağlantısı bulunduğu, Kur’an’ın anlamının insan yüzünde şekillenmiş olduğu inancındadır. Tasavvuf felsefesine eğilimli bir biçimde yorumunun yapılması, tasavvuf felsefesinde de yerini almıştır.

Bu yüzden Fazl-ullah Hurufi adıyla büyük ölçüde ünlenerek pek çok şaire ilham kaynağı olmuştur. Fazl-ullah bu inancı Kur’an ayetlerinin harf sayılarına ve insan yüzündeki şekillere göre manâlandırarak, insanın Hak suretinde yaratıldığını, Allah’ın İnsandan var olduğunu ispatlamaya çalışmıştır. Allah’ın kitabının insan yüzünde şekillendiği inancını ifade eden ve bütün harflerin oluşturduğu bir şiir sanatı biçiminde gelişen, Hurufilikten o çağda her şair bahsetmiştir ve şiirlerinde yer vermiştir. Virani’nin bu yöndeki düşüncesi ve yorumu, tasavvufi felsefede oldukça kabul görmüştür ve taraf toplamıştır. (Hurufilik için ayrıca bakınız: Seyyid Nesimi.)

Viranı, tasavvuf edebiyatının diğer şairleri gibi bir edebiyat ve şiir sanatının adamı olmak iddiasında değildir. Onun amacı inancının yüceliğini, kutsallığını anlatmak ve bunu mümkün olduğu kadar çok kişiye güzel bir ifade ve şiirle duyurmaktır. Bu konuda da büyük bir başarıya ulaştığı rahatlıkla söylenebilir. İnsanların yüce duygulara yönelmesinde Virani’nin büyük payı vardır.

Virani’nin Şiirleri

Serdarımız Seyyid Ali

Virani’nin yaşadığı çağı göstermesi bakımında önemli olan ve irşad olduğu Seyyid Ali Sultan Erenlerinin methiyesini yaptığı bir şiiri:

Biz Urum abdalıyız serdarımız Seyyid Ali
Çeşmimizde şu’lei envârımız Seyyid Ali
Bülbül’ü Şeyda biziz gül zarımız Seyyid Ali
Dinimiz imanımız ikrarımız Seyyid Ali
Nur’u Ahmet Haydar’ı kerrârımız Seyyid Ali
Kanda baksak dembedem didarımız Seyyid Ali

Zahide şek şüphe yoktur Evliya’nın râhına
Cenneti alaya girer yüz süren dergâhına
Bu kelâmı vird idüp Şam’ü seherde ahına
Gel beru ermek istersen ol erenler şahına
Nur’u Ahmet Haydar’ı kerrârımız Seyyid Ali
Kanda baksak dembedem didarımız Seyyid Ali

Ey Viranı dâmenin elden koma Şah’ın müdam
Ta olasın gün be gün Şah’ın yolunda müstedam
Hub-bi evlâdın hakkıyçün eylegil anı tamam
Ki bu methi yâd eder şâm’u seherde yâ İmam
Nur’u Ahmet Haydar’ı kerrârımız Seyyid Ali
Kanda baksak dembedem didarımız Seyyid Ali

Nusayri’yem

Virani’ye, Nusayri denilmesine neden olan ünlü şiiri:

Gel istersen saadet sonu hayrı
Nazar kıl can gözüyle gör bu seyri
Gözün aç bak ne var âlemde ayrı
Hemen dem Şah’ı gör hiç görme gayrı
Nusayri’yem, Nusayri’yem, Nusayri
Ne ölmüşem ne hod sağım ne sayrı

Ali’dir âlem-ül gaybın sıfatı
Ki gösterdi sıfat içinde zatı
Dilersen içersin Abu hayatı
Bu sırra kim erer görmez melâmatı
Nusayri’yem, Nusayri’yem, Nusayri
Ne ölmüşem ne hod sağım ne sayrı

Ali’dir Padişah’ı aleme server
Anın destindedir cennât’ü Kevser
Kıyamet kaddidir mihrab’ü minber
Vücudum anadır ser cümle yekser
Nusayri’yem, Nusayri’yem, Nusayri
Ne ölmüşem ne hod sağım ne sayrı

Ali’dir var eden Arz’ı semayı
Dahi hem Nur’u şemsi Gün’ü ayı
Koma zikret Hasan Hulki Rıza’yı
Dilersen Şah Hüseyin’i Kerbela’yı
Nusayri’yem, Nusayri’yem, Nusayri
Ne ölmüşem ne hod sağım ne sayrı

Ali’dir Abidin Bakır’ı Cafer
Eden inkâr olur merdud’i kâfir
Ali aşkı kimi kim kıldı Per ver
Memat olmaz bilin diridir ol er
Nusayri’yem, Nusayri’yem, Nusayri
Ne ölmüşem ne hod sağım ne sayrı

Ali’dir Kazim’i Şah’ı Horasan
Anınçün bilmek olmaz bu sırrı insan
Huda dedim Ali’ye ol dem ey can
Beni yetmiş iki kez kıldı kurban
Nusayri’yem, Nusayri’yem, Nusayri
Ne ölmüşem ne hod sağım ne sayrı

Ali’dir Şah Taki vü Ba Naki hem
Ali halik derim hiç söylemem kem
Ol öldürdü ol oldu derdime merhem
Nazirin yokdürür ey Şah’ı Âlem
Nusayri’yem, Nusayri’yem, Nusayri
Ne ölmüşem ne hod sağım ne sayrı

Ali’dir Askeri Mehdi hidayet
Zuhur ettik de def ola cehalet
Yezidi’n başına koptu kıyamet
Göründü emri Yezdan dan alâmet
Nusayri’yem, Nusayri’yem, Nusayri
Ne ölmüşem ne hod sağım ne sayrı

Ali’dir kün deyüb var etti canı
Eğer cism ile canı dü cihanı
Yürü insan isen sen Şahı tanı
Nusayri’yem, Nusayri’yem, Nusayri
Ne ölmüşem ne hod sağım ne sayrı

Virani’yem bu yolda can verirem
Ali’ye aşk ile akl ile olmuşam yarem
Nusayri ‘yem ki ben Ali’ye uyarem
Gerek bu can zerre yü olsa parem
Nusayri’yem, Nusayri’yem, Nusayri
Ne ölmüşem ne hod sağım ne sayrı

Virani bu beytinde kendisinin Nusayri olduğunu, inancına göre ve Hz. Ali’yi insan sıfatında Allah’ı temsil ettiğine, inandığını açıkça ifade ediyor.

Ya Muhammed ya Ali

Mazhar’ı Nuri hüdasın ya Muhammed ya Ali
Hemdem’i Şahi evliyasın ya Muhammed ya Ali

Hem Hatice Fadime Hulki Rıza’nın hakkıçün
Gözlerime rüşenasın ya Muhammed ya Ali

Ben Hüseyin’in bendesinin bendesiyim bendesi
Bilmişim Zeynal aba’sın ya Muhammed ya Ali

Bakır’ı Cafer yolunda canımı kılmak feda
İsterim virgül şuhasın ya Muhammed ya Ali

Kazım’ı Musa Rıza vü hem Tâki vü bâ Naki
Ebecd’i Ali abasın ya Muhammed ya Ali

Askeri hem Mehdi sahibi zamanın hürmetine
Cürmünü affet atasın ya Muhammed ya Ali

Bu Viran Abdal garibin derdine derman dişen
Gayrı yoktur senden davasın ya Muhammed ya Ali

Caferi’yim

Virani, bu beytinde de Caferi mezhebinde olduğunu ve on iki İmamlara bağlı olduğunu anlatıyor.

Dinle indi nutku kim ne derim ey din eri
Sevmişem canu gönülden Mustafa’yu Haydar’ı
Gezmezem hergiz cihanda serseri vü serseri
Caferi’yim, Caferi’yim, Caferi’yim, Caferi

Şah Hasan Hulki Rıza vü Şahi Hüseyin’i Kerbela
Zeynal Abidin’i Bakır’u Kazım Ali Musa Rıza
Bende’i Ali Abayım hanedana mübtela
Caferi’yim, Caferi’yim, Caferi’yim, Caferi

Hem Muhammed Taki tacım serimde Şah var
Bulmuşam Nuri Naki’den din’i millet aşikâr
Naletim vardır dilimde, ol Yezid’e set hazar
Caferi’yim, Caferi’yim, Caferi’yim, Caferi

Ben Gulam’i Kanber’im Kanber gulami Askeri
Dü cihanın Mehdi dir bil aftabi enveri
Dört kitabı söylerem aynı cemalin Askeri
Caferi’yim, Caferi’yim, Caferi’yim, Caferi

Can fanidir ey Gulami ilmü kudret Cavidan
Fazlı Hak’tır bu rumuzu andan olmuştur beyan
Biz güruhu Naci’yiz söyler zebanım her zaman
Caferi’yim, Caferi’yim, Caferi’yim, Caferi

… Ali’mdir Ali

İstemem âlemde gayrı meyvayı
Dadına doyulmaz balımdır Ali
İstemem Dünya’yı verseler dahi
Kokmazam sümbülü gülümdür Ali

Ali’mdir kadehim, Ali’mdir şişe
Ali’mdir sahralarda morlu menekşe
Ali’m dolu verdi iklim dört köşe
Ali’m saki Kevser dolumdur Ali

Ali vahid şahı, Resul Kibriya
İmam Hasan Şah Hüseyin’i Kerbela
İmam Zeynel Aba ol sahibi liva
Büküldü kametim dalımdır Ali’m

Muhammed Bakır’dır tendeki canım
Cafer’i Sadık’tır dinim imanım
Musa’yı Kazım’dır derde dermanım
Varlığım kalmadı malımdır Ali’m

Ali’yül Rıza’dır şahı Horasan
Taki ile Naki gösterdi burhan
Hasan’ül Asker’i mâhi dırahşan
Yokladım halimi falımdır Ali’m

Muhammed Mehdi’dir sahibi zaman
On iki İmam’a kul oldum heman
Masumu paklardır envari cihan
Esrarı Huda da Ali’mdir Ali’m

Virani’yem düştüm her an derdine
Vucudum garkoldu çile bendine
Gönül sormaz oldu kendi kendine
Söyler dehanımdan dilimdir Ali’m

Kaynak: Seyit Derviş Tur, Erkânname – Aleviliğin İslam Yorumu ve Alevi Erkânları, genişletilmiş 3. baskı (ISBN 975-6791-52-7).

Yazar hakkında: Seyit Derviş Tur Dede

1936’da Erzincan Çayırlı Başköy’de, Babamansur (Şah Mansur) Ocağı’na mensup bir seyyid ailesinde doğdu. Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu’nun (AABF) öncülü olan Alevi Cemaatleri Federasyonu’nun kurucularından ve ilk genel başkanıdır (1990–1993). 1994–2003 yılları arasında federasyon bünyesindeki Dedeler Kurulu’na başkanlık etti. Erkânname (2002) ve Avrupa’da İlk Alevi Yapılanması (2016) kitaplarının yazarıdır; çalışmaları Martin Sökefeld, Zeynel Gül, Burak Gümüş ve Bülent Keleş gibi araştırmacıların akademik yayınlarında kaynak gösterilmektedir.

Biyografi · Basında ve akademide · Videolar · İletişim